İÇİMİZDEKİ IŞIK'TIR BİZİ KURTARACAK OLAN! PDF Yazdır e-Posta

Bu yazının orijinali http://isikbinyili.org adresinde yayınlanmıştır.
Nazik izinleri için kendilerine teşekkür ederiz.

 
Bağlantılar:
Bircan ÜNVER, Dün-Bugün (Özgeçmiş)
EVRENSEL INSAN HAKLARI BEYANNAMESI
Bircan ÜNVER

Gerçek düşmanın, içimizde doğduğumuz andan itibaren büyüttüğümüz o devasa bencilliğimizden başka birşey olmadığını farkettiğimiz zaman, bu böyle devam edemeyecektir.


Tsunami'nin gerçekleştiği tarihi hatırlıyor musunuz?

Ya 2007 yılı sonu, Kurban Bayram arifesinde Irak'a atılan bombaları..

İlk önce "Özür Kampanyası" başlatıldı. Paralelinde de İsrail'in Gaza'ya fosforlu, yasaklanmış içinde uranyum kullanıldığı ispatlanan bombalarla ve de sivil halkı doğrudan hedefleyen savaş başlatıldı.

Bu ikisinin başlangıç tarihlerindeki paralelliği bir düşünün!

Kanımca, "Özür Kampanyası" ile İsrail'in Gaza'ya saldırıları arasında tuhaf bağlar seziliyor!

Daha da ötesi, "Özür Kampanyası"na sadece imzasıyla değil, bağlı bulunduğu medya organındaki yazılarıyla destek veren bir ismin kocasının da, İsrail ile Türkiye arasında yapılan silah ticaretinin içinde olduğuna dair işaretlere yer veren yazılar okudum bazı "yahoogroups"larında...

Ve bunun da, sadece bir rastlantı olmadığı ve tam aksine, İsrail'in Gaza'ya fosforlu bomba atmasıyla, "Özür Kampanyası"nın aynı planın bir parçası ve iç içe geçmiş olduğu izlenimini vermektedir.

* * * * *

Eğer geriye dönüp gazete - İnternet yayınlarının arşivlerinden, Noel tatili dönemi (Christmas) 24-25 Aralık haftası ile Yeni Yıl tatil haftasında, özellikle de Kurban Bayramı veya Şeker Bayram arifesi -tatil dönemlerindeki, adı terörle mücadele yada savaş veya doğal felaket; ne olursa olsun; bomba veya savaş veya doğal felaket düğmesine basılmasının hep bu dönemlere denk gelmesi, sizce ne kadar rastlantıdır?

Tuhaf ve sistematize bir planlama var..

ÇOK KARANLIK VE YOK EDEREK, TÜM YERYÜZÜNÜ TEHDİT EDEREK, ELEGEÇİRME politikalarının adı ve tanımıdır, bugün yaşanmakta olan ve yaşatılanlar...

Esasında bu çok açık olarak yapılmakta ve izlenebilmektedir...

Bu noktada, şunu merak ediyorum: Gaza'daki bunca insanlık vahşeti ve 1022'yi aşkın kişinin hayatını kaybetmesine karşın birşey yapılamaması konusunda, gerçekte yapılacak birşey yok mudur, bireysel kapasite de?

Ve bu insanlık kıyımına seyirci olan bir anlayış içerisinde, kendi ve çocuklarımızın geleceğini nasıl ve ne kadar güvenceye alabilir ve güvencede tutabiliriz?

* * * * *

Dünyanın önemli bir bölümünün dini yada ulusal tatillerde olduğu döneme planlanıyor, en vurucu ve sinsi savaş ve yok etme planları.. Özellikle de Batı'dan Doğu'ya veya Batı destekli olarak...

Niçin?

O hedef seçilen ülke - bölge ve insanı, tatil - bayram havasına girdiğinde; gafil avlamak, en yüksek düzeyde tahribat sağlamak ve en son geliştirilmiş, uluslararası anlaşmalarla yasaklanmış olan bombaları sivil halk üzerinde test edebilmek için mi?

Ya da olası temel savunma - direnme mekanizmalarını maksimum düzeyde azaltabilmek için mi?

Veya İNSANLIK DIŞI bir strateji ve planla istediğini ele geçirmek ve kontrol altında tutabilmek için mi?

Tum bu olup - bitenlere HAYKIRMANIN yada kişisel İSYAN etmenin de şu aşamada bir işe yaramayacağının farkında ve derin üzüntüsündeyim..

Olan öldürülen - yok edilen bebe, çocuk, kadın, genç ve yaşlılara ve Filistin halkına ve ülkesine oluyor!

Ve ne yazık ki, kabul etmek zorundayız, bizler sadece bir seyirciyiz!

Bundan da ötesi, muhtemelen tükettiğimiz deterjanlardan, kozmetik ürünlerinden, tarım ürünlerinden, içeceklerden --ülkenin askeri istihbarat, seçim ve Millet Meclisi bilgisayar yazılım programlarından - iki ülke arası silah ticareti dahil her türlü ticaretten; tüm bu olan bitenin beslenme ve güç kaynaklarına da bir şekilde; çoğumuz adına istem ve bilinç dışı da olsa, birey ve ülke olarak katkıda bulunduk...

Ve her an bulunmaya da devam ediyoruz.. etmekteyiz!!!

* * * * *

6-7 milyar insandan bir zerre olarak, tüm yeryüzünün insanlık aleyhine yapılandırmış siyasi iskelet ve gücüne karşı birey olarak ne yapabilirim - ne yapabiliriz???

Geçen yaz İstanbul'da iken almış olduğum YUNUS EMRE (TRT, 2005) belgeselini dün akşam, bu arayış içinde izledim.. (14 Ocak 2009)

Çünkü bu OLMAKTA OLANLARA DUYARSIZLIĞA VE "DURDURTULAMAMASINA" hiç bir açıklama yada gerekçe çerçevesinde, kavramakta çok zorlanıyorum..

Birey olarak, bu kadar güçsüz müyüz?

İnsanlığa inancımı kaybetmemek, yaşatılan kıyımın acısına uzaktan da olsa dayanabilmek ve bir dayanma gücü bulabilmek için, YUNUS EMRE'nin dünyasına sarıldım, dün akşam..

YUNUS EMRE, çok yalın açıklıyor bugün yaşanmakta olanları..

Yeryüzüne şeklen gelmiş olan bizler, BEDEN VE ŞEKİLDEN IBARET OLUP, o beden ve şeklin içinde ruhumuzun en derinlerinde bir IŞIK cekirdeğinin ekili olması ve onu ortaya çıkarmanın, ASIL görevimiz olduğunun altını çiziyor..

İNSANLIĞIN, GERÇEK KAVGASININ ya bedensel-dünyasal varlığı ve bencilliğine teslim ya da o içindeki çekirdek ışığı farkedip-sahip çıkıp, insan olma-olabilme mücadelesinden başarılı çıkıp çıkmamak olarak özetleniyor, YUNUS'un mistik felsefesi:

1) BENCİLLİK
2) IŞIK/AŞK

arasında sürekli kendi içinde çatışan insan, kolayına kaçıyor..

Eğer İÇİMİZDEKİ IŞIK ve AŞK'a sahip çıkmıyorsak - çıkamıyorsak, bencilliğimize-ego'muza tümden teslim olmuş birer tutsağız..

Ve tüm bu savaşların - kıyımların - insanlığı tehdit eden herşeyden sadece bu nedenle, biraz da hepimiz sorumluyuz!!!

Ve YUNUS EMRE'den yola çıkarak ve her birimiz, kişisel kapasitemizde ki, o ne ise ona sahip çıkarak, bu gitmekte olan insanlık kıyımını "Durdurabiliriz!"

YUNUS, Yunus olmayı, kırk yıl odun taşıyarak başarmıştır, içindeki IŞIK ile dışarıdaki yansımasının/şeklinin bütünleşmesini...

Taptuk Emre'nın tekkesinde ki kırk yıllık sürecte de, kendisini - insanlığı ve evreni kavramış ve "insan olma ve olgunlaşma" mertebesine erişmiştir.

Anadolu'dan çıkmış ve IŞIĞIYLA çağımızda hepimize meşale olması gereken yüce bir örnektir. 800 yıl sonrasına da aynı nedenle, bugünkü olanları kavramak ve çözüm üretebilmek için, yaşamını bir tekkede oduncu olarak geçirmiş, YUNUS'un yakmış olduğu meşalenin ateşi bugün de yanarken, yine çözüm arayışına yanıtı da YUNUS'tan buluyoruz..

O zaman içimize ekilmiş bulunan IŞIK ÇEKİRDEĞİNİ ortaya çıkartalım. İNSAN OLMA VE OLGUNLAŞMA adına birer birer ve daha fazla vakit kaybetmeden yola çıkalım...

Ve bizi içimizden çağıran ses hangi yöne çağırıyorsa bizi, o ses ve yönü izleyerek, "insan olma" ve "olgunlaşma" sürecinde o yöne doğru hiç vakit kaybetmeden gidelim!

Ancak, içimizdeki ekilmiş olan ışık çekirdeğine sahip çıktığımızda; savaşlar kendiliğinden azalacak, silahlar imha edilmeye başlanacaktır. Tüm silah, savaş, yok etme, insanlık kıyımı, devletler aracılığıyla haksız gasp'lar ve teror de, ancak o zaman kendiliğinden azalacaktir..

Ve ancak O ZAMAN bugün HEBA edilen tüm İNSANLIK ve KAYNAKLARI, insanların temel-beyinsel-ruhsal gelişimine kanalize edilebilecektir.

O noktada, gerçek mücadele, yine YUNUS'un taa 800 yüzyıl oncesinden çarpıcı olarak tanımladığı gibi, "beden-bencillik" ile "ruhsal gelişim-olgunlaşma" sürecinde ve insanlığa katkı düzeyi ve servis kategorisinde olacaktir..

Gerçek düşmanın, içimizde doğduğumuz andan itibaren büyüttüğümüz o devasa bencilliğimizden başka birşey olmadığını farkettiğimiz zaman, bu böyle devam edemeyecektir!!!


Not:
1) Bu OLUP BİTENE HİÇBİRŞEY YAPAMAMANIN - DURDURTACAK GÜCÜ OLMAMANIN VERDİĞİ acizliğin sonucu ortaya çıkan bir tepki yazısıdır. Yazının içeriğinden tamamen yazarın kendisi sorumludur.
2) ITHAF konumuz nedeniyle, bu yazıyı, insanlığın gelişimine katkıyı vizyonuna yerleştirmiş iki farklı lider üzerinde yazmayı düşünüyordum.. Ancak görünen o ki, liderlik düzeyinde kimsenin şimdilik İsrail'in Filistin'deki insanlık kıyımını durdurmaya gücü yetmiyor!


- 15 Ocak 2009, Birleşmiş Milletler Binasi, NY.

 

© Ocak 2009, IşıkBinyılı

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama