Seçilmiş Yazılar
BİR İNSANLIK AYIBI !.. PDF Yazdır e-Posta

Sevgili dostlar,

Önce birkaç “habere itiraz” yazışması ile giriş taksimi yaptım konuya. Baktım ki itiraza da itiraz var.. Sonunda üç beş mesajlaşma, aşağıdaki yazıya vesile oldu.. O yüzden, hak verene de vermeyene de teşekkürler !.. Bilgilerinize sunulur..

Sevgiler..

Çelik Erengezgin

BİR İNSANLIK AYIBI !..

17 Mayıs 2012

Aşağıdaki ; “bir karınca yuvası sulu çimento ile doldurulup”, diye başlayan hikayeye göz atınız lütfen..  İnternette sıkça dolaşır oldu.. Sadece bana, en azından on ayrı kaynaktan ulaştı.. 

Başlarım böyle bilimsel araştırmaya.. Şiddetle ve lanetle kınıyorum.. Bu bir insanlık ayıbıdır. İlkelliğin daniskasıdır.. “Mimarlık harikası” kılıfında ise, katiyen saklanamaz..

Karınca yuvası

“Bir karınca yuvası sulu çimento ile doldurulup yuva içindeki yapılar, bozulmasın diye çimento tabakası ile kaplanıp kurutuluyor ve sonra "tarihi eser kazısına benzer bir çalışmayla" karınca mimarisi ortaya çıkarılıyor. 3 günde 10 ton civarında çimento doldurulup 1 ay sonra kazıya başlanıyor. Aylar süren çalışma sonunda inanılmaz bulgular elde ediliyor.

Karıncaların yer altında oluşturduğu megakentin alanı 50 metrekare, derinliği de 8 metre kadar. KENTİN oluşturulması için hareket ettirilen toprak 40 ton civarında. Anayollar, tali yollar, havalandırma tünelleri, çöplükler mükemmel ve taşımaların en az emekle yapılmasını sağlayacak MİMARİDE planlanmış.

Boyutlarına oranla düşünüldüğünde, insanların, dünya harikalarından Çin seddi için yaptığı çalışma ile eşdeğer bir çalışma yapıldığı anlaşılıyor. Yani, bir DÜNYA HARİKASI inşa etmişler.  Bundan sonra karıncalara daha bir başka gözle bakacağınızı düşünüyorum.”  

Diyor birileri.. Aklımızı başımıza devşirip, gelin bir irdeleyelim şu sansasyonel haberi.. 

Devamını oku...
 
The Evliya Çelebi Way Project PDF Yazdır e-Posta

The Evliya Çelebi Way Project  

In the steps of Historical Long Rider Evliya Çelebi

Several scholars and plantsmen are following in Evliya's tracks with the purpose of recording and raising awareness of the unique landscape and disappearing horse culture of this richly diverse region of Turkey.

Evliya Çelebi is an Historical Long Rider who rode in Europe, Asia and Africa in the mid-1600s.

The Evliya Çelebi Way is an international project of historical re-enactment and cultural re-connection that will establish a Cultural Route through Western Anatolia.

The Evliya Çelebi Way is primarily an equestrian route designed to generate interest in Turkey’s vanishing horse culture, thereby reconnecting Turkish people today with their heritage. Combining the romance of horseback travel in remote but stunning landscapes with rediscovery of Turkey’s historical past, it must appeal to all who are concerned to preserve Turkey’s heritage through sustainable tourism.

The Evliya Çelebi Way (EÇW) will be realised in 2 phases:

  • Phase I: the Evliya Çelebi Ride (EÇR) a long-distance horseback ride along the route for the purpose of navigating it and gaining familiarity with local conditions
  • Phase II: the establishment of the EÇW on the basis of the experience gained on the EÇR

For more information please visit this page on the University of Kent website. 

Devamını oku...
 
The Evliya Çelebi Way Project PDF Yazdır e-Posta

Long Riders’ Guild Report: The Great Anatolian Ride, phase one:

Riders Complete More Than 1300 Kilometre Journey in Evliya Çelebi’s Hoofprints

The first Evliya Çelebi Ride, otherwise known as the Great Anatolian Ride, has been completed successfully.  The route follows in the hoofprints of the greatest of Ottoman travellers, Evliya Çelebi (1611-c.1684). The expedition covered more than 1300 kilometres – of that we can be certain. We await a final total upon completion of the processing of the GPS data.

Between the 22nd of September and the 2nd of November, an international group of scholars and horse enthusiasts retraced on horseback a section of Evliya’s haj itinerary, his pilgrimage to Mecca, drawn from the penultimate volume of his ten-volume Seyahatname, or ‘Book of Travels,’ the most important source for Ottoman history in this period. This project of historical re-enactment was designed to try to discover on a daily basis what it meant to travel by horseback on ancient pathways, in some instances the same or similar routes employed by the fabled caravans of the Silk Road. Local people along this route still speak of the Ipek Yolu, the Silk Road. They are referring, of course, to the southern trade routes linking Istanbul and Anatolian cities such as Bursa, Kütahya, and Afyon with Aleppo, Damascus, and Baghdad, rather than the northern trade routes to China through Iran and India.

From Hersek, on the southern shore of the Gulf of Izmit, the travellers wended their way to Iznik, Bursa, Kütahya, Afyon, Uşak, Simav, Çavdarhisar, and back to Kütahya, Evliya’s ancestral city. Thanks to their brave and agile horses, they forded rivers, climbed mountains, made friends with local villagers, drank tea and Turkish coffee in countless kahve-s, explored ancient sites and Ottoman cities, attended rahvan (ridden pacing) horse races and mounted cirit (javelin) matches, and camped under the stars in unspoiled landscapes of staggering beauty.  Some forty days and forty nights later, the horses and core riders fetched up in Kütahya, unfazed by their adventures and ready for more.

The project’s blog is: www.hoofprinting.blogspot.com.

As well as future rides, outcomes of the project include a potential UNESCO European Cultural Route established in western Anatolia following the itinerary of the Evliya Çelebi Ride – the Evliya Çelebi Way.

Devamını oku...
 
KABLOLU HAYAT PDF Yazdır e-Posta

 

Bircan ÜNVER

Tüm dünyada uyduların gökyüzünü pıtırak gibi sardığı, yerin altında beş bin metreden doğal kaynakların uydularla tespit edildiği, tüm dünyayı uydu yayınlarıyla birbirine bağlayan teknolojiye rağmen; neden kablolara bağımlılık azaltılması gerekirken veya azaltılmış gibi görünürken, tam aksine katlanarak artıyor?

 

Kablolu Hayat..

Her ne kadar kablosuz "wireless" İnternet ve cep telefonu kullanan bir teknolojiye sahip olsak ve kablosuz Internet'in ve cep telefonlarının sinyal çekme alanına bağlı olarak; maksimum düzeyde günümüzün teknolojinden yararlansak bile, henüz gerçek anlamda, "kablo"lara bağımlılıktan kurtulmuş değiliz. Bir başka deyişle, "kablosuz/wireless" teknolojinin varlığına rağmen, kablolu yaşamaya mahkumuz.



Bu durum en çok da seyahat esnasında ortaya çıkıyor. Fotoğraf makinesinin aktarma kablosu ve şarjı, cep telefonun şarjı, bilgisayarın şarjı, video kamerasının şarjı, mikrofon ve mikrofon kablosu derken; ne kadar az sayıda elektronik ekipman yanınıza almaya çalışırsanız çalışın kablolu çağ'ın tutsağıyız ya da kablolardan kurtulmaktan çok uzağız! 



Devamını oku...
 
Osmanlı’nın İrlanda’da Bıraktığı İz PDF Yazdır e-Posta


İrlanda
‘yı kasıp kavuran kıtlık döneminde, Osmanlı Devleti‘nin yaptığı nakdî ve aynî yardımın hatırasına 2006 Mayıs ayında Dublin‘e yetmiş mil uzaklıktaki Drogheda şehrinde tören yapılarak, o döneme ait tarihî Belediye Binası‘na şükran plâketi asıldı.

     


İrlandalılar’ın Osmanlı Sultanı’na Gönderdikleri Teşekkür Mektubu

 

Tarihî bilgi ve belgelere göre iki milyon İrlandalının göç etmesine ve ölümüne sebep olan açlık ve kıtlık felâketi sırasında Sultan Abdülmecid, İrlanda halkına 10.000 Sterlin yardımda bulunmak istediğini bildirir. Fakat kendi topraklarına dâhil bulunan bu bölgeye sadece 2.000 Sterlin vermeyi kararlaştıran İngiltere Kraliçesi Victoria, İstanbul’daki büyükelçisi vasıtasıyla, Sultan’ın teklifine karşı çıkar ve neticede Osmanlı bağışı bin sterline iner. Sultan Abdülmecid bunun üzerine İrlanda‘ya tahıl yüklü beş gemi gönderir. Fakat İngilizlerin Dublin Limanı‘na sokmadıkları erzak dolu yardım gemileri, yüklerini Drogheda Limanı‘na boşaltır (1847). Bu dönemde İngiltere ve kıta Avrupa’sı sanayi devriminin getirdiği refah ve zenginlik içinde oldukları hâlde İrlanda‘ya yardım etmezken, Osmanlı‘nın hem maddî sıkıntı içerisinde, hem de çok uzak bir coğrafyada olmasına rağmen insanî yardımda bulunması burada dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biridir.


Drogheda Şehri’nin Ayyıldızlı Amblemi

İşte, bu hâdisenin hatırasına 800. kuruluş yıldönümünü kutlayan Drogheda Belediyesi‘nce yaptırılan şükran plâketi, 150 yıl önce Türk gemicilerin misafir edildiği eski belediye sarayının duvarına (şimdiki Westcourt Oteli) çakıldı. Düzenlenen törende konuşan İrlanda Büyükelçimiz Taner Baytok, hâdiseyi The Threshold dergisinde, Thomas P. O’Neill imzasıyla 1957 yılında yayımlanmış yazıdan öğrendiğini söyledi.

Baytok, İrlanda asilzâdelerinin padişaha gönderdikleri ve hâlen Topkapı Sarayı Müzesi arşivinde muhafaza edilen teşekkür mektubunun da bu Osmanlı yardımını doğruladığını belirtti. Mektupta şöyle deniyordu: “Aşağıda imzaları bulunan biz İrlanda Asilzâdeleri, Beyefendileri ve Sâkinleri, Majesteleri tarafından acı çeken kederli İrlanda halkına gösterilen cömert hayırseverlik ve alâkaya en derin minnetlerimizi saygıyla takdim eder ve onlar adına Majesteleri tarafından İrlanda halkının ihtiyaçlarını karşılamak ve acısını dindirmek üzere cömertçe yapılan bin sterlinlik bağış için teşekkürlerimizi arz ederiz.

İrlanda’ya Osmanlı yardımının etkisi öylesine büyük olmuş ki Şehrin ve ülkenin ünlü futbol klübü Drogheda United’ın simgesinde de ayyıldız kullanılmış.

Drogheda‘nın Belediye başkanı Alderman Frank Goddfrey de, şehir ambleminin Osmanlı hilâl ve yıldızı olduğunu hatırlatarak “Şükran plâketimiz, iki ülke insanlarının dostluk sembolü olacaktır, ümidindeyim.” dedi. Kıtlık ve Açlık Müzesi müdürü de, Türk halkına ve Osmanlı Devleti‘ne minnettar olduklarını vurguladı.
Devamını oku...
 
EVRENSEL BİR DERS !.. PDF Yazdır e-Posta

 

22 Temmuz 2009  

Bilirsiniz, kaplumbağa kabuğunu kendisi ile beraber büyütür. Her zaman tam bedenine göredir evi.. Ama ölünce çocuğuna miras bırakmaz !.. Bence görmemiz gereken evrensel bir ders var burada.. Yani sadece bir yuvadır kabuğu.. Hiç bir zaman mal değil.. Değeri artmaz, eksilmez, borsada işlem görmez.. Her zaman işini görendir ve bedenini güvenle teslim ettiği yerdir.. Bundan daha yüksek bir beklentinin karşılığı değildir evi ... 

Doğadaki tüm canlılar böyle.. Çocuğuna postunu ya da boynuzunu bırakan yok.. Tüm bitkiler hatta ağaçlar bile, tohumundan ya da meyvesinden çoğalmayı, çocuklarının kendi ayakları üzerinde büyümeyi öğrenmelerini yeğliyor.. 

İnsan olarak farkımız ne diyeceksiniz.. Hiç mi bir şey bırakmamalıyız ?.. Bence hayır !. Farkımızı fark ettirmeliyiz. Çok önemli bir miras şansımız var ve bizi tüm diğer canlılardan ayırmakta : Düşüncelerimiz !..  

Daha değerli ne olabilir ?.. Onları allayalım pullayalım, anlaşılır kılalım !.. Kinden nefretten, savaşlardan arındıralım ve çocuklarımıza, torunlarımıza bırakalım bence.. Tepe tepe kullansınlar !.. 

Bu konuda sayfalarca yazmak mümkün iken, yazılarımın en kısası olsun istedim. Hep birlikte düşünmeye vakit kalsın istedim... 

Çelik Erengezgin

 
Kent Dünyasından Dünya Kentine PDF Yazdır e-Posta


 

İran eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi'nin, İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) tarafından düzenlenen 'İslam Dünyasında Tarih ve Yenileşme Anlayışının Yeniden Gözden Geçirilmesi' isimli konferansta bir konuşma yaptı. İşte Hatemi'nin konuşmasının tam metni:

 

TARİHE İLİŞKİN ANLAYIŞI GÖZDEN GEÇİRME ZORUNLULUĞU VE İSLAM DÜNYASINDA MODERNLİK


Yıllar önce Batı siyasi düşüncesi üzerinde yoğunlaşırken "Kent Dünyasından Dünya Kentine" başlıklı bir kitap kaleme almıştım. Orada “Güzel Kent” olgusunu büyük filozoflar ve Hıristiyanlığın manevi dünyası bakımından ele alıp Bizans’ın politik egemenliğinden modern dünyaya hatta onun da ötesine taşımak suretiyle irdelemek istemiştim.

İstanbul’a gelmişken burada “Kent Dünyasından, Dünya Kentine” olgusunun ele alınabileceğini gördüm. Uygarlıkların taç kapısı İstanbul, diyalog ve modern dünyaya giriş yönünde sergilenen çabayı simgeleyen bir kenttir. Şu halde burada yarın için dünden ve bugünden söz etmek yerinde olacaktır. Söz konusu kitabımda şunları yazmıştım:

“Bağrında bir soru taşımayan bir toplumun, soru sormasını bilmeyen bir toplumun düşüncesi de olmaz. Tefekkürden mahrum olan kimsenin hayatı, sürekli kendisinin dışındaki dalgalanmaların ve değişkenlerin etkisi altında olacaktır. Böyle bir kimse bu dalgalanma ve değişkenlerin etkisi altında hayatını, istenilen olumlu yöne sevk etme gücüne ve yetkinliğine sahip değildir.” Bu çerçevede, benim o zamanlar gündeme taşıdığım sorular şunlardı: “Müslümanlar, bu kadar kendi kontrollerinin dışında ve hiç de hoş olmayan bir durumla karşı karşıya iseler acaba geleceğe dair seçimde bulunma imkânını hepten yitirmişler midir? Eğer alın yazısının yönünü değiştirmek mümkünse farkındalığa ve düşünceye ulaşmaktan başka bir çıkar yol var mıdır? Aynı şekilde ciddi soruların ortaya çıkmış olması tefekkürün başlangıcı sayılamaz mı?

Devamını oku...
 
İÇİMİZDEKİ IŞIK'TIR BİZİ KURTARACAK OLAN! PDF Yazdır e-Posta

Bu yazının orijinali http://isikbinyili.org adresinde yayınlanmıştır.
Nazik izinleri için kendilerine teşekkür ederiz.

 
Bağlantılar:
Bircan ÜNVER, Dün-Bugün (Özgeçmiş)
EVRENSEL INSAN HAKLARI BEYANNAMESI
Bircan ÜNVER

Gerçek düşmanın, içimizde doğduğumuz andan itibaren büyüttüğümüz o devasa bencilliğimizden başka birşey olmadığını farkettiğimiz zaman, bu böyle devam edemeyecektir.


Tsunami'nin gerçekleştiği tarihi hatırlıyor musunuz?

Ya 2007 yılı sonu, Kurban Bayram arifesinde Irak'a atılan bombaları..

İlk önce "Özür Kampanyası" başlatıldı. Paralelinde de İsrail'in Gaza'ya fosforlu, yasaklanmış içinde uranyum kullanıldığı ispatlanan bombalarla ve de sivil halkı doğrudan hedefleyen savaş başlatıldı.

Bu ikisinin başlangıç tarihlerindeki paralelliği bir düşünün!

Kanımca, "Özür Kampanyası" ile İsrail'in Gaza'ya saldırıları arasında tuhaf bağlar seziliyor!

Daha da ötesi, "Özür Kampanyası"na sadece imzasıyla değil, bağlı bulunduğu medya organındaki yazılarıyla destek veren bir ismin kocasının da, İsrail ile Türkiye arasında yapılan silah ticaretinin içinde olduğuna dair işaretlere yer veren yazılar okudum bazı "yahoogroups"larında...

Ve bunun da, sadece bir rastlantı olmadığı ve tam aksine, İsrail'in Gaza'ya fosforlu bomba atmasıyla, "Özür Kampanyası"nın aynı planın bir parçası ve iç içe geçmiş olduğu izlenimini vermektedir.

* * * * *

Eğer geriye dönüp gazete - İnternet yayınlarının arşivlerinden, Noel tatili dönemi (Christmas) 24-25 Aralık haftası ile Yeni Yıl tatil haftasında, özellikle de Kurban Bayramı veya Şeker Bayram arifesi -tatil dönemlerindeki, adı terörle mücadele yada savaş veya doğal felaket; ne olursa olsun; bomba veya savaş veya doğal felaket düğmesine basılmasının hep bu dönemlere denk gelmesi, sizce ne kadar rastlantıdır?

Tuhaf ve sistematize bir planlama var..

ÇOK KARANLIK VE YOK EDEREK, TÜM YERYÜZÜNÜ TEHDİT EDEREK, ELEGEÇİRME politikalarının adı ve tanımıdır, bugün yaşanmakta olan ve yaşatılanlar...

Esasında bu çok açık olarak yapılmakta ve izlenebilmektedir...

Bu noktada, şunu merak ediyorum: Gaza'daki bunca insanlık vahşeti ve 1022'yi aşkın kişinin hayatını kaybetmesine karşın birşey yapılamaması konusunda, gerçekte yapılacak birşey yok mudur, bireysel kapasite de?

Ve bu insanlık kıyımına seyirci olan bir anlayış içerisinde, kendi ve çocuklarımızın geleceğini nasıl ve ne kadar güvenceye alabilir ve güvencede tutabiliriz?

* * * * *
Devamını oku...
 
Benim komünistlerim - M. Naci Bostancı PDF Yazdır e-Posta


Beş bin kişilik nüfusunun k
oyun koyuna yaşadığı, geceyi bir yorgan gibi hep birlikte üzerlerine çektikleri bu kasabanın dünyası, Türkiye'nin bütün kasabaları gibi kıvrıla kıvrıla uzanıp ufuklarda kaybolan şehirlerarası stabilize yollarda biterdi. Oradan ötesi siyasetin, sinemanın, başka ülkelerin, ancak masal gibi konuşulabilen dünyasına aitti. Kırk yılın başında bir büyük zat kasabayı ziyaret ettiğinde peşinden, bahşedilen bu lütfe karşı ne yapsalar eksik yapacakları, ne yapsalar minnet borçlarını ödeyemeyecekleri suçluluk duygusuyla dolu bir kasaba ve onun kırk yıl sürecek söylentilerini bırakırdı.

Kasabanın asfalta benzemeye çalışan yolunda ortaokula doğru yürürken bir arkadaşımdan duymtum komünist kelimesini. Onların uzun tarihlerini, teorilerini, eylemlerini, tüm yaptıklarını bu coğrafyada önemsizleştirecek, dönüp bakma lüzumunu dahi hissettirmeyecek o sihirli sözle birlikte söylemişti: Komünizm dinsizliktir!

Dinsizlik! Yaz aylarında koltuğumuzun altında cüzlerle gittiğimiz mahalle mektepleri, her yandan yükselen camiler, şadırVanlarda dünyanın faniliğine yabancılaşmış, sessiz ve yavaş hareketleriyle adeta bir iman abidesi gibi gözüken ihtiyarlar, Allah sevgisi ve korkusu üzerine her an hatırlanan ihtarlar... Kutsalın hayat soluğuna sindiği bir kasabada böyle bir komünizme yer olabilir miydi? Dinsizlik imkânsızdı, öyleyse kimdi bu gönüllü bir şekilde cehennemlerine günahkâr ateşlerini taşıyanlar?

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 / 3
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama