Cittaslow Yazdır e-Posta

Sakin bir şehirde yaşamanın bedelini ödemeye razı mıyız?

Artık tembellik mi dersiniz, ihmâl mi; takdir sizin!

Citta Slow - Sakin ŞehirMesele şu, bu yazıyı yazmaya bundan tam 3,5 sene önce niyet etmişim, biraz bilgi toplamış, kupür saklamışım ve hatta yazının şöyle böyle üçte birini de yazmışım; o esnada araya hangi konunun girdiğini ve yazıyı nasıl yüzüstü bıraktığımı hatırlamıyorum. Geçenlerde arşivi karıştırırken dosyayla karşılaştım. Okuduktan sonra siz de takdir edeceksiniz ki, ihmâlim, yazının konusundan uzak değil!

Konu “Yavaş şehir”, uluslararası ismi “Cittaslow”, Türkçe’de güzel bir karşılığı var, “Sakin şehir” diye geçiyor ama “Âheste şehir” de fena bir teklif değil (Çünkü teklif bana ait!)

Gelelim “sakin” bir şehirde hayatın nasıl işleyeceğine, neler yapılacağına ve daha önemlisi nelerden uzak durulacağına...

Egzoz dumanını sevenlerden iseniz vedalaşmaya hazır olmanız gerekiyor sakin şehirde. Öyle göğe doğru küstahça diklenen, görüntü kirliliği ile gözümüzü gönlümüzü karartan yüksek ve çirkin yapılara da rastlamayacaksınız.

Ağaç kesenlere terörist muamelesinin yapıldığı bir şehir. Bir yerden bir başka yere gitmek için iki tercihiniz var: Ya yürüyecek veya bisiklete atlayıp pedala kuvvet vereceksiniz...


Şehir atıkları ayrıştırılacak, atık su arıtma tesisleri olacak, enerji tasarrufuna azami derecede riayet şart, alternatif enerji üretimi teşvik edilecek, GDO’lu ürünler yasak (aslında hepten yasak ama!).

Reklam panoları, trafik işaretleri elden geçirilip insani boyutta ve şık olmasına itina edilecek, elektromanyetik kirlilik önlenecek, gürültüyle etkili mücadele edilecek ve yeni öğrendiğim şaşırtıcı bir kavram olan ışık kirliliğine de izin verilmeyecek. (“Daha neler yahu” sesleri…)

Ulaşımda bisikleti teşvik için bisiklet yolları yapılacak, engelliler için daha duyarlı düzenlemeler getirilecek, yeşil alanlar şimdi olduğu gibi göstermelik değil esaslı bir yüzdenin altına düşemeyecek, tabii ürünlerin üretim ve ticareti teşvik edilecek. Kablo kirliliğine meydan vermemek için şehir fiber optik kablolar veya kablosuz sistemlerle donatılacak, sokaktaki insanları etkileyen renklere dikkat olunacak, evden veya evde çalışma tarzı teşvik edilecek.

Mahalli el sanatları ve üretimler özendirilecek, sertifikaya bağlanacak, yok olmaya başlayan el sanatları himaye edilecek, fast food türü beslenme alışkanlığı ile mücadele için “Yavaş yemek” kavramı çerçevesinde okullarda beslenme eğitimine ağırlık verilecek, şehirdeki her ağaç sayılacak, tarihi ağaçlar koruma altına alınacak.

Oo, olsa da yaşasak diyorsunuz değil mi? Bitmedi...

Şehre misafireten gelecekler için hayatı kolaylaştıran düzenlemeler, alış-veriş yerleri ve fiyatlar konusunda açıklık, turistlere kendilerini kazıklanacak yabancı değil şehir ahalisi imiş gibi hissettirecek tedbirler ve daha neler. Bir beldenin Cittaslow, yani âheste şehir ünvanı alması için yaklaşık 100 civarında kritere uygun duruma getirilmesi gerekiyor

Ee, dostlar, “Aklın yolu bir” düsturunun doğruluğuna iyice kanaat getirdim; dünyanın her yerinde akl-ı selîm sahiplerinin üç aşağı beş yukarı aynı tarzda ve aynı şeyleri düşündüklerini bilmek, insanın insana duyduğu inancı tazeliyor.

Peki, Türkiye’de böyle bir belde var mı?

Var, ilki İzmir’in Seferihisar’ı. Askeri bölgelerin yoğunluğu, arazilerin çoğunun imara kapalı olması nedeniyle turist yoğunluğunun diğer Ege beldelerine nazaran daha az olduğu Seferihisar bu eski dezavantajını yavaş şehir olma yolunda avantaja dönüştürmeye gayret ediyor. İlçe Belediyesi, bundan 4 sene önce “Sakin şehir” olmak için hayli önceden harekete geçti (Alkış!). Zaman içinde Muğla’nın Akyaka, Çanakkale’nin Gökçeada,  Sakarya’nın Taraklı, Aydın’ın Yenipazar, Isparta’nın Yalvaç, Ordu’nun Perşembe, Kırklareli’nin Vize ve Şanlıurfa’nın Halfeti ilçeleri bu ünvana hak kazandılar (bkz. cittaslowturkiye.org).

...

Eminim ki herkes, bu satırları okuduktan sonra “sâkin şehir”le yaşadığı şehir arasındaki farkları gözden geçirerek “Niçin ben böyle bir şehirde yaşamak imkânından mahrumum?” sorusunu soracaktır kendisine. Kezâ şehirleri yönetenler de beldelerinin sâkin şehir standartlarına uygun hale getirilmesi için nelerin yapılması gerektiğini düşüneceklerdir. Sâkin şehir kavramı ilk bakışta ancak filmlerdeki sâkin ve güneşli eski İtalyan kasabalarını andırır, ele geçirilmez, ancak hayâl edilir bir yeri hatırlatıyor; ulaşılmaz, erişilmez bir hedef. Aslında sâkin şehir, herkesin hakettiği ve biraz gayretle herkesin içinde yaşayabileceği bir hayatı vaadediyor. Asla lüks ve erişilmez değil. Kriterlere şöyle bir göz attığınızda görüyorsunuz ki aranan şartların tamamı “insânî” ve aslında olması gereken unsurları ihtiva ediyor. Meselâ trafiğin bir sinir ve ömür törpüsü derecesinde dayanılmaz hale gelmesi, kimse için kader değil, sadece beceriksizlik ve öngörüsüzlük söz konusu. Yürüyüş yollarının araçlardan arındırılması, bisikletin öncelikli ulaşım vasıtası haline getirilerek uygun parkurlar inşa edilmesi niçin hayâl olsun ki? Yüksek katlı apartmanlarda, üstüste yerleştirilmiş çekmeceleri andıran apartman hayatı, hırslarımızın ve politik basiretsizliğimiz eseri olarak hepimizi esir almış durumda. Halk sağlığından sorumlu devlet ve mahalli idare birimlerinin titizlenmesi ve gözetmesi gereken şartlarla sâkin şehir kriterleri arasında uçurum yok. Tarihi eserlerin korunması, etrafının düzenlenmesi için yaşadığımız yerlerin sâkin şehir lisansı alması gerekmiyor.

Sâkin şehir, yaşadığımız şehir atmosferine ve düzenine çok keskin bir eleştiri getirmesi bakımından değerli; uygulamadan önce şehirlilerin bu konuda güçlü bir halk irâdesi ortaya koymaları lâzım ama. Böyle şehirlerde yaşamanın da bedeli var. En küçük bir rant kaybı halinde, ruhsatsız ve kaçak binalarının bacasına çıkarak rehin tuttuğu evladını yaralamakla tehdid edenlere göre değil sâkin şehir.

Devamını oku..