Taassuba Karşı Duruşun Adı: Cemaleddin Afganî

Cemaleddin AfganiGerçek anlamda İran’da siyasi düşüncenin ve aydınlanmanın en büyük temsilcisi Türklerden Seyid Cemaleddin Esedabadî (Afganî) olmuştur. İttihat-i İslam (Panislamizm) akımının kurucusu olarak bilinen Cemaleddin Afganî İran ve Yakın Doğu İslam ülkelerini yakından tanımakta ve Avrupa aydınlanma görüşlerine vakıf biriydi. Özellikle, Mısırlıların İngiliz sömürüsüne karşı Arabî Paşa liderliğindeki milli mücadelesinde ve İngilizlerin Hindistan’daki müstemleke zulmüne karşı çıkan ayaklanmalarda Afganî’nin görüşleri belirleyici olmuştur. Afganî, İslam lehinde bir sentezden yanaydı. Mülküm Han ve Sipehsalar gibi, tümden Batı merkezli bir aydınlanmayı kabul etmiyor, özellikle İslam’ın manevî değerlerine büyük atıflarda bulunuyordu.

Cemaleddin Afganî Şemsi kameri 1210 (m. 1820) yılında Hemedan’ın Türk köyünde doğmuştur. Kazvin ve Necef’te dini eğitim almış, Bâb dini-siyasi akımının düşüncelerinden etkilenmiş, Avrupa bilimiyle tanışmak amacıyla İngiliz sömürüsü olan Hindistan’a gitmiştir. 1846 yılında Bombey’e giderek burada çıkan bir isyandan etkilendi. İslam’ın siyasal gücünü bu isyanla fark eden Afganî öğretisini bu temeller üzerine bina etti. Afganî görüşlerini kısaca şu esaslar üzerine oturtmaktaydı: 1. Emperyalizm Ortadoğu’yu tehdit eden en büyük tehlikedir. 2. Doğu ve Ortadoğu Batının yeni teknolojisini elde etmekle Avrupa’ya karşı koyabilir. 3. İslam gelenekçi yapısına rağmen emperyalizme karşı Müslüman halkların birliği için tek çıkış yoludur.

Anlaşılan, Afganî Avrupa’ya karşı duyduğu ilgisini Hindistan’daki sömürü rejiminin tutumunu gördükten sonra yitirmiş ve Batı aleyhinde bir tavır takınmaya başlamıştır. Ancak, Afganî Batı bilimine ve öğretisine karşı değil, siyasetine karşı çıkmıştır. Ardından Arabistan ve Afganistan’da bulunan Afganî, Afgan şahını Rusya ve İngilizlere karşı tahrik etmiş, görüş ve düşüncelerini yaymak için Hilafetin merkezi İstanbul’a gelmişti. İlk kez burada kendisini ‘Afganî’ olarak tanıtan Cemaleddin Astarabadî, aldığı mahlasından dolayı Afganlı olarak anılmıştır. Bundaki amacı İstanbul çevresinde Şii inançtan geldiğinin anlaşılmasının önüne geçmektir. Bab eğilimlerinden dolayı yargılanmamak için ısrarla ‘Afgan’ kimliğini öne sürmüştür.

İstanbul’da ‘Müslümanların beşeri bilimleri elde etmek yoluyla dünyayı tekrar ele geçirebileceğini’ savundu. Bu görüşlerinden dolayı Mısır’a sürülen Afganî, burada Hidiv hanedanına ıslahatlar yapılması yolunda tekliflerde bulundu. 1868-1875 yılları arasında Mısır’la Hindistan arasında geziler yapan Afganî, özellikle Hint’te Mezheb-i İslam ve Mezheb-i Anti-İslamcılarla tartışmalar yapar. Birincileri, Hint’teki diğer dini gruplarla işbirliği yapmadıkları için, ikincilerini ise İngilizlerle işbirliği yaptıkları için şiddetle eleştirir.

Afganî, Avrupa’daki tartışmalarında ‘Müslümanların bilimde geri kalmasının nedenini aşırı taassup’ olarak göstermiştir. Ona göre, bütün dinler birbirlerine benzerler. Din ile felsefe arasında hiçbir uyum ve anlaşma söz konusu olamaz. Din iman ve itikadı insana dayatmaktadır. Felsefe ise insanı büsbütün bundan kurtarmaya çalışır.

1875 yılında Avrupa gezilerini tamamlayarak tekrar İran’a dönen Cemaleddin Afganî burada dört yıl geçirdi. İran’da da çalışmalarını sürdüren Afganî, Kaçar şahı Nasireddin’e İngilizlere karşı koyması yolunda öğütlere bulunduysa dinletemedi. İran’daki toplantılarıyla din adamlarına ‘Kafir Batıya’ karşı koymak için çağrılarda bulundu. Bunun üzerine Türkiye’ye sürgün edildi. Türkiye’de yaşadığı altı yıl boyunca çalışmalarını hiç aksatmadı. Görüşleri özellikle Darülfünun öğrencileri tarafından benimsendi. Sultana, Ruslara karşı koyması için İslam’da reformun şart olduğunu anlattı. Ona göre, Kur’an beşeri bilimlere sıcak bakmaktadır ve Batı biliminin tamamlanmasında büyük katkıda bulunabilir. 1897 yılında İstanbul’da öldüğünde çevresindekiler sevincini ve üzüntüsünü şöyle açıklamıştır: Sevinci, Batıdan akan bilimsel düşünceler Doğudaki taassup zincirlerini kırıp yok edecektir; üzüntüsü, değerli düşünceleri sarayın duvarları arasında çürüme korkusuydu.

Afganî’nin görüşleri sadece İran’da değil, bütün İslam dünyasında geniş yangı bulmuştu. İran’da onun görüşlerini benimseyen gruplar İttihat-i İslam adlı gizli bir örgüt kurarak, gerektiğinde terör eylemlerine de baş vurarak varlıklarını uzun süre devam ettirdiler. İran ve İslam dünyasında meydana gelen bütün radikal İslam örgütlenmelerinde bu grubun büyük etkisi olmuştur. ‘Batı beşeri bilimlerine evet, manevi ve siyasi baskılarına hayır’ sloganıyla hareket eden grup ilk ciddi eylemini İran’ı yarı sömürge konumuna düşüren ve bir anda Avrupa ülkeleriyle 83 anlaşma imzalayarak büyük tepki toplayan Kaçar şahı Nasireddin’e karşı 1 Mayıs 1898 yılında düzenlediği suikastla gerçekleştirdi.

http://www.cemaat.com/asiri-taassuba-karsi-durusun-adi-cemaleddin-afgani