FARSAK PROJESİ

FARSAK PROJESİ NEDİR? 

Farsak projesi kaynağında para olmayan, hibe alınmayan ilk denge projesidir.

Bu yönüyle dünya çapında bir başka örneği daha yoktur.

Farsak projesinin amacı ahlaki değerleri yüksek bir toplum, insanın temel ihtiyacı olan barınak, yiyecek içecek, üremek, güven içinde yaşamak ve bilgidir.

Projenin kaynağı; insan, toprak, su, genleri oynanmamış doğal tohum, doğanın insanlara sunduğu ürün ve hayvan varlığımızdır.

UFRAD Farsak projesini bir marka halinde dünyaya tanıtmak üzere 17.06.2009 tarihinde oybirliği ile projeyi destekleme kararı almıştır. Bu tür bir karar UFRAD’ın aldığı ilk karardır. (www.ufrad.org.trwww.franchise-net.com)

Başta Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi olmak üzere birçok üniversitenin öğretim üyeleri projeye destek vermektedir.

Sakarya Üniversitesi projeyi ders programına almıştır.

 

KÖYLÜ KALKINMADAN ÜLKE KALKINMAZ

Farsak Projesi ekonomik kaygıları gelir hedefleyerek gidermeyi amaçlamaz. Ekonomik gelir, bütün girişimlerin bir sonucudur ve böyle olacağını bildiğimiz için gelir hiçbir şekilde ön planda değildir. Odaklanılması gereken, doğru bilginin köylerimize aktarılması ve ahlaklı, karakterli, dünyada kendi kimliğiyle örnek olacak, birbirini ezen değil, birbirinin başarısı için çalışan bireyler halinde ortaya çıkılmasıdır. Birçok proje bu hususları dikkate almadan hedefe odaklandığından, başarısız olmuşlardır ya da uzun vadede gerçek gelişimi, kendini dönüştürüp zamanın şartlarına adapte olmayı sağlayamayacaklardır.

“Farsak Projesi bir köy kalkınma projesi” değil, “köylünün köyünü bilim adamlarıyla, üniversite gençliğiyle, halkımızla, esnaf, sanatkar ve devletin bütün kurumlarıyla işbirliği yaparak, topraklarına, ormanlarına, hayvanlarına, suyuna sahip çıkarak kalkındırması” anlayışıdır. Nasıl ki avcı-toplayıcı toplumlardan tarım toplumlarına geçiş yapıldığında bir kalkınma olmuştur, bilimin ışığı da geçtiğimiz yüzyılda aynı etkiyi yapmıştır. Ancak, Türkiye için böyle bir etki, böyle bir kucaklaşma olmamıştır. Sadece bir açısını bir örnekle vermeye yer var fakat sosyal bilimlerin karmaşıklığına vakıf bir şekilde ilerliyoruz ve bahsettiğiniz sonuçlar da en verimli ve etkin şekillerde ortaya çıkacaktır.


 

FARSAK PROJESİ NASIL BAŞLADI?

Klasik bir başlangıç; sene 2006, mevsim sonbahar. Bizler nasıl bir dergi ile bugünü kayıt altına alıp yarına aktarabileceğimizi, yapılabilecek işleri önerip insan kaynaklarımızı birbirinden haberdar edebileceğimizi planlarken ortak bir dostumuzun girişimiyle Tuncer Gültang ile tanıştık. O ise memleketi olan Feke’de yaşanmakta olan sorunların üstesinden nasıl gelinebileceği üzerine kafa yoruyor, bununla da kalmayıp, ileriki dönemlerde karşılaşacağımız ister sorun deyin ister engel deyin kimi zorlukları belirlemeye çalışıyordu.

Daha sonraları birbirimize itiraf ettiğimiz üzere, biz yine “çok bilen” bir kişilik ile karşılaşmaktan endişeleniyorduk, Tuncer Gültang ise olmayacak hedefler gösterip etik olmayan yollarla servet peşinde giden kimselerle tanışarak gereksiz yere vakit kaybedeceğini düşünüyordu. Ama gerçek öyle değildi. Allah, nice servet sahiplerine nasip olmayan bir bereketi o geceki saf, temiz ve içten duygularla yapılan tanışmaya nasip edecekti. Bu bereketi insan duyularına ve aklına tercüme etme işini ileriki bir zamanda yapacağız. Bunu yapmamız gerekir çünkü Hak’kın her lafzı akla hitap eder. Duyguların ve dolayısıyla heveslerin aklın önüne geçtiği yerde Allah’ın bereketi değil, sınaması vardır. Biz Farsak Projesi’nde tıkandığımız yerleri düşündüğümüz kadar, başardığımız hususları da sürekli sorguladık, yanlış heveslerden uzak durduk, bizi geciktirse bile herkesi bu projeye katılmaya davet etmekten kaçınmadık.

Farsak Projesi daha başlangıçta yavaş ve çok ağır da olsa dalga dalga yayılacak şekilde hedeflendirildi. Gerekli noktalarda gerekli bilgiye ve samimiyete sahip kişilerin desteğiyle geliştirildi. Böyle olmasaydı, bugün bir kısım insan bayağı bir servet sahibi olabilirdi. Aksine, diğer projelerin çoğunun kaçınılmaz kaderi ile nasıl olup da karşılaşmayacağımızı ifade edebilmek amacıyla kendimizi, düşünce altyapısını yani Farsak Projesi’nin temelindeki görünmeyen zeminini bir dizi köşe yazısıyla sıraladık. Kendisi hiçbir yerde bahsetmez fakat burada not düşelim; Tuncer Gültang bazı büyük gazetelerin onurlandırıcı tekliflerini bu altyapının gerçekliği nedeniyle kabul etmedi. Çünkü o, kendi insanlarının arasında olmalıydı, kimsenin hizmetinde değil, ideallerinin hizmetinde olmalıydı. O, spot ışıklarının insanı değiştirebileceğini biliyordu ve nefsini dinlemedi.

2007 yılının Temmuz’unda, artık çok önemli ve değerli insanların ve kurumların desteğini ve katkısını almış hale gelen Farsak Projesi’ni herkese duyurmak için sayfalarımıza yansıttık:

“Bölgemizin en büyük sorunlarından birisi olan göç, artan nüfus artışıyla birlikte istihdam sorunlarını ve kentsel şiddeti beraberinde getirdi. Bir parça aş uğruna doğduğu yerleri bırakan insanlar alışık olmadıkları topraklarda ne umduklarını buldular ne de içlerinde her zaman olan huzuru yaşatabildiler.

Bölgemiz uzun zamandır göçle birlikte gelen işsizlik sorununa çözüm ararken geçtiğimiz yıl Adana’nın Feke ilçesine bağlı Güzpınar Köyü başbakanlığa müracaat etti. Göç istiyorlardı. Yaşadıkları bereketli topraklarda her imkanları vardı. Ama bir de ayda ellerine geçebilecek 100 YTL paraları olsaydı.

Bu haberi duyan Tuncer Gültang hemen köyüne doğru harekete geçti. Köyünde öyle bir proje geliştirmeliydi ki, köylüsü bir daha asla toprağından vazgeçmemeliydi. Projeyi hazırladılar. Önce içecek suları yoktu, getirttiler. Köyün içinde harabe bir okul vardı, yıktırdılar. Daha sonra da ürünlerini nasıl pazarlayacaklarının çizgisini çizdiler. Köylüler projelerini o kadar sahiplendiler ki, bir komite kurdular içlerinden, bir tarım bakanı, bir orman bakanı, bir hayvancılık bakanı seçtiler. Belki ülkeyi değil ama köylerini yönetmenin yolunu buldular.” – 2007 Temmuz

Belki bugünlerde çok farklı ve duyulmamış fikirleri anlatmaya çalışan bir avuç insan olarak çok yoğunuz, üstelik Farsak Projesi gibi diğer projeler için de çalışmaktayız, bunları gerçekleştirmek için hiçbir yardım, hibe, kredi peşinde koşmuyoruz ve dolayısıyla inanmakta güçlük çekiyorsunuz. Fakat şu da unutulmamalıdır ki, bilinçaltımıza yerleşen gerçek dışı somutluklar ile gerçeklikler asla uyuşmazlar. Hayat bizi biz farkında olmadan kimi fikir ya da olguların fanatik taraftarı haline getirir. Bu aldatmacanın ardından, hayatın kendisi ise her zaman bizi şaşırtan görüntülerle karşımıza çıkar. Bunun anlamının farkında olunmalıdır. Aynı görüşteyseniz, kendi insanlarınıza karşı sorumluluklarınızın farkındaysanız ve hatta siz de bir şeyler yapmak istiyorsanız mutlaka iletişim içinde olalım. Yapılacak milyon tane iş var, herkese görev var. Bu liste gözümüzü korkutabilir fakat hayat denen süreç tam da buna karşı vereceğiniz tepkinin sınaması değil midir?