Dr. M. Naci Onur İle Harput'a Dair Mülâkat

Dr. M. Naci Onur İle Mülâkat

Taner NAMLI 

HarputHarput; şairiyle, şiiriyle, edibiyle, ilim adamlarıyla, âlimleriyle ve ortaya konulmuş birçok eserle göz dolduran bir mekândır. Bu güzel şehrin yetiştirdiği ilim adamlarından Dr. M. Naci Onur ile bir görüşme yaptık. İşte sorularımız ve aldığımız cevaplar: 

Hocam, Eski Türk Edebiyatı alanında uzun yıllar akademik hayatımıza hizmet verenlerden biri olarak kendinizi kısaca takdim eder misiniz? 

Memnuniyetle. 1944 yılında Elazığ’da doğdum. İlk orta ve lise tahsilimi Elazığ’da bitirdim. Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden 1968 yılında mezun oldum. Aynı yıl, Elazığ Lisesi edebiyat öğretmenliği ve baş muavinliğine atandım. 1970 yılında Elazığ Atatürk Lisesi Müdürlüğü’ne tayin edilerek beş yıl bu görevimi yürüttüm. Daha sonra 1975 ile 77 yılları arasında, Elazığ Milli Eğitim Müdürlüğü görevinde bulundum. 1978 ile 2002 yılları arasında da Fırat Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde öğretim üyeliği görevimin yanı sıra bölüm başkanlığını fasılalarla yürüttüm. 1987–88 yıllarında İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nde part-time görev yaptım. Ayrıca 1989 yılında bir yıllığına İngiltere’de Oxford Üniversitesi’nde çalıştım. 2002 yılında da emekli oldum. Evli ve üç çocuk babasıyım. 

Harput’taki Divan şiiri geleneği hakkında yapmış olduğunuz gerçekten önemli ve ciddi çalışmalarınızı takip ediyoruz. Harput’taki bu zengin şiir geleneği hakkında düşüncelerinizi alabilir miyiz? 

Harput Eski Camii

Harput’un bir şiir hassasiyeti var. İnsanların hassas oluşu, bir kısım insanları şiir yazmaya ve söylemeye yöneltmiş olsa gerek. Bunun evveliyatını Orta Asya’da aramak lazım. Çünkü göçler sırasında, Türkiye’nin gerek kuzeyinden gerek güneyinden Anadolu’ya gelip yerleşen insanların tamamı Türk’tü. Bunlar belli yerlerde yerleştikten sonra genetik olarak şairlik vasıflarını ve şiir hassasiyetlerini bu bölgelere taşımışlardır. Azerbaycan, Kırım, Harput, Urfa, Kerkük gibi bölgelerde yaşayan insanların dil, din, kültür, gelenek ve görenek, yaşayış tarzı ile birbirine bağlı müştereklikleri göz önüne alınırsa, şiirdeki birlikteliklerinin de mevcut olacağı kabul edilir. Onun için Azerbaycan’da söylenen bir maninin, Harput’ta, Urfa’da ve Kerkük’te birbirine çok benzeyen, fakat bir iki kelimesinin ayrı olduğu varyantlarına rastlamamız mümkündür. Bu bakımdan Harput’taki şiir geleneğini, bahsettiğimiz bu yörelerden ayırmamız pek uygun olmaz. Şu anda yaptığımız araştırmalar, Harputlu şairlerin şiirlerinin gün yüzüne çıktığı zamanı 18. yüzyıl olarak işaret etmektedir. Çünkü bu asırdan itibaren Divan şiiri örneklerini veya divanları görebilmekteyiz. Bundan önceki yüzyılları da incelemek gerekir. Şiir geleneği, genellikle Divan tarzının ağırlığı altındadır Harput’ta. Ancak halk edebiyatı mahsullerine az da olsa rastlanmaktadır.

Şiirin Harput’ta yeşerip yayılmasının yegâne sebebini, bu yörenin tam ortasında yer almış olmasına ve uzun kış gecelerinde insanların yapacak işlerinin olmaması dolayısıyla “kürsübaşları”nda ya da “ocakbaşları”nda toplanarak edebî bir ifade faaliyeti içerisine girmelerine bağlayabiliriz. Ayrıca bu anlamda, şair ve ediplerin birbiriyle yarışlarına da şahit oluyoruz. Bunlar her gün yeni yeni şiirler ortaya koyarken ülkenin baş şehri olan İstanbul’daki şairlerden de geri kalmamaktadırlar. Ortaya konan divan veya divançeler bunların en güzel örneklerini teşkil etmektedir. 

Bu şiir geleneğine bağlı olarak, şiir dilinin kudreti nispetinde kendini gösterme imkânı bulmuş ve bugüne kalma talihine ermiş Harputlu Divan şairlerinden bahsedebilir misiniz? 

1800’lü yıllardan itibaren, bahsedilen şiirin mümessillerini görmek mümkündür. 1802 doğumlu Harputlu Rahmi, bu asırda bunların en eskilerinden birisidir. Divan sahibidir. Hatta bu Divan, Prof. Dr. İbrahim Kavaz ile benim tarafımdan incelenmek suretiyle yayınlanmıştır. Aynı Divan, Kültür Bakanlığı Yayınları içerisinde, Gönül Hatay Eren ve Halil Erdoğan Cengiz tarafından Arap harflerinden, Türk harflerine döndürülmek suretiyle yayınlanmıştır. Bu meyanda, Kambalakzâde Hazmi’nin de Divanı vardır. El yazma Divanı, tek nüsha olarak özel kütüphanemde bulunmaktadır. Çeribaşızâde Ali Bey, Köse Seferzâde Hacı Raşit Efendi, Muallim Sadi, Sungurzâde Abdülkerim Efendi, Çırpanizâde Ali Haydar Bey, bu dönemde yaşamış olan ve şiirleriyle isim yapmış olan şahsiyetlerdir. Yakın zamana doğru 1860 yılında doğan ve 1910 yılında ölen, şiirlerinin duygusallığı ile tanıdığımız ve “Sinemde bir tutuşmuş yanmış ocağ olaydı” mısraıyla başlayan ve bestelenmiş olan şiirin yazarı Hacı Hayri Bey ile 1870 yılında doğup 1956 yılında ölen ve yine yöremizde “Ey dil ne durursun demidir başla figane / Çün andelibane” diye başlayan ve bestelenmiş olan müstezadın sahibi Karacalı Mustafa Sabri Efendi bu ekolün önde gelen isimleridir. 

Bu yönde yapmış olduğunuz araştırmaların bir kaçını kitaplaştırdınız. Harputlu Hacı Hayri Bey, Harputlu Rahmi, diğer bazı Harputlu Divan şairleri üzerine yazdığınız eserler gibi... Biraz bunlardan bahsedebilir miyiz? Ve özellikle de son yayınladığınız “Harputlu Şair Mustafa Sabri Efendi” adlı eserinizden. 

Harputlu Divan şairleri, benim her zaman dikkatimi çekmiştir. Sadece ismen bir iki cümleyle bazı eserlerde yer alması, bana hiç tatminkâr gelmiyordu.. Bu yüzden bunlar hakkında detaylı bilgi vermek ve mümkün olduğunca bütün şiirlerini müstakil bir eserde toplayıp neşrederek kamunun gözleri önüne sermek, onların da bunlardan istifade etmesini sağlamak, aynı zamanda kendi köşelerinde sessizce duran bu insanları ve şiirlerini günyüzüne çıkarmak benim için bir vazife olsa gerektir düşüncesiyle bu yolda bir çalışma içerisine girdim. 1988 yılında “Harputlu Divan Şairleri” ismiyle, 10’un üzerinde şaire, onların her birinin hayatı hakkında bilgiler sunarak ve şiirlerinden birkaç örnek vererek küçük bir antoloji meydana getirdim. 1996 yılında “Harputlu Rahmi Divanı”nı aynı tarz itibariyle mânâlarını da vererek yayınladım. 2004 yılında, yine Harput’un yetiştirdiği iyi şairlerden biri olan Hacı Hayri Bey’in divan tarzındaki şiirlerini havi "Harputlu Şair Hacı Hayri Bey" adlı eseri okuyuculara sundum. 2007 yılında da yayınlanmış altıncı eserim olan “Harputlu Şair Mustafa Sabri Efendi”yi hazırladım. Manas Yayıncılık da bunu neşretti. 

Mustafa Sabri Efendi” isimli eser, Prof. Dr. İbrahim Kavaz’ın takdim yazısı ile başlamakta. Akabinde benim önsözüm bulunmakta. 11. sayfa ile 28. sayfalar arasında Mustafa Sabri Efendi’nin hayatı, edebî şahsiyeti ve şiir yönü başlıklı kısım yer almaktadır. 29. sayfadan 191. sayfaya kadar da gerek kendi şiir defterinde yer almış bulunan gerekse bizim sonradan bulup ilave ettiğimiz üç şiirle birlikte 41 tane şiiri yer almıştır. Diğer eserlerimde olduğu gibi bu eserde de, her şiire bir numara verilmiş, her şiirin vezin kalıbı bulunmuş ve o şiirin üzerine yazılmış, her şiirin her beyti de numaralandırılmıştır. Eserin sol sayfalarında şairin orijinal şiiri, sağ sayfalarında da bu şiirlerin bu günkü dille anlamı verilmiş, böylece okuyucu orijinali ile manası arasında bir mutabakat sağlayıp anlama ve yorum yapabilme imkânına sahip olmuştur. Eserin başlangıcında Mustafa Sabri Efendi’nin hayatı ele alınmıştır. Şair, 1870 yılında Harput’ta doğmuş ilk tahsilini mahalle mektebinde tamamlamış, Harput’ta medrese eğitimi görmüştür. Harput ve yöresinde çeşitli görevler ifa etmiş, bir şiirinde belirttiği gibi Pertek İlçesi’nde kadı vekili iken Cumhuriyet Türkiyesi’nde bu kurum kaldırılınca onun da görevi sona ermiş, bu durumdan son derece müteessir olduğunu da şu beytinden şöyle ifade etmiştir: 

“Bir mürüvvet kıldı bahtım naib oldum Pertek’e
Tali-i bedkârı seyret o da sürdü iki sâl” 

1915’li yıllarda çok büyük maddi sıkıntılar geçiren şairin, ömrünü üç ayrı bölümde incelemek mümkündür. Önceleri çok şad ve şen olan Mustafa Sabri Efendi, ömrünün ortalarında hanımının kendisini terk etmesi neticesinde bedbin ve karamsar bir ruha sahip olur. Yokluk içerisine düşer. Bu dönem en talihsiz dönemidir. Ömrünün üçüncü faslında cemiyetten ve talihinden şikâyetle yokluk içerisinde kendisini tecrit eder. Şiirleri tamamen ilahî tarza bürünür. 1956 yılında Elazığ’da vefat eden şair, Harput’ta Fatih Ahmet Baba Türbesi’nin yanına gömülmüştür. Şair, divan şirinin batı yakasını teşkil eden şairler kadar sanatla yüklü olmamakla birlikte divan şiirini iyi bilen onun nazım şekilleri ile aruz vezni ile güzel şiirler yazabilecek sosyal içerikli manzumeler meydana getirebilecek maharete sahiptir. Osmanlı ile Cumhuriyet dönemi arasında köprü vazifesi görmüştür. Ortaya koyduğu şiirler sosyal yaraları anlatması yönünden önemlidir. Eser içerisinde 1 münacat, 5 kaside tarzında manzume, 4 murabba, 2 muhammes, 3 müseddes, 2 mersiye, 4 müstezat, 12 gazel, 3 tarih, 2 gazel tarzında şiirler birlikte, beyitlerden ve dörtlüklerden teşekkül etmiş muhtelif manzumelerden oluşan 41 adet şiir yer almaktadır. 

Mustafa Sabri Efendi’yi diğer Harputlu Divan şairlerinden ayıran en önemli unsur yokluk içindeki bedbin ve karamsar ruh yapısıyla kalendermeşrep tabiatını bir arada muhafaza etmesi ve bu yönünü şiirlerine de aksettirmesidir. 

2007 yılında çıkan bu eserim hakkında, daha neşredilmeden Sn. Nazım Payam, Sn. Bedrettin Keleştimur ve Sn. Mustafa Miyasoğlu kendi köşelerinde bu eserle ilgili güzel yazılar yazdılar. Kendilerine sonsuz teşekkürlerimi bildiriyorum. Eserin neşrinden sonra İzmir’den Orhan Koloğlu’da bir dörtlük yazarak tarih düşürmüş oldu. Tarih ihtiva eden dörtlük sizinle paylaşmak isterim. Çünkü güzel bir geleneğin yaşatılmasıdır bu: 

“Doktor Onur geç kalmadı işte
Farkeylemek, üstadı farketmekte
Çok zayi eyler tarihi onu
Terkeylemek nisyane terk etmekte” (Miladi 2007) 

Hem sizin yaptıklarınız hem de Orhan Bey’in tarih düşürmesi elbette bir geleneği yaşatma adına gerçekten önemli hizmetler. Bu yönde çalışmalarınız devam edecek mi Hocam? Yeni projeleriniz nelerdir?

Harput; şairiyle, şiiriyle, edibiyle, ilim adamlarıyla, âlimleriyle ve ortaya konulmuş birçok eserle göz dolduran bir mekândır. Geçmişte de böyleydi, bu günde böyle olmaya devam ediyor. Benim ilgi duyduğum alan Harputlu divan şairleridir. Ve elbette bu günkü şairlere ve şiirlerine de ilgi duyuyorum… Bunlar üzerinde yoğunlaşmış durumdayım. Evvela Divan şiirinin, 18. yüzyılda Harput’ta yaşamış bir şairini bulup onun eseri üzerinde çalışmak arzusundayım. Daha sonra Fikret Memişoğlu gibi çok yönlü bir Harputlu kültür adamı, şairlik vasfının bulunması münasebetiyle ilgimi çekmektedir. Bugün yaşayan ele alıp, şiirlerinden örnekler vererek eskilerle yeniler arasında irtibat kurmayı, antolojik bir eser ortaya koymaya düşünüyorum.Dokümanlarını bulabilirsem ve bunları bir araya getirmekte kolaylık yakalayabilirsem, sıhhatimiz ve ömrümüz de kifayet ederse, bu yöndeki çalışmalarıma devam etmek arzusundayım. 

Hocam sohbetiniz ve hizmetleriniz için çok teşekkür ederiz. Kaynak:SanatAlemi