Buddha Bar

 

Buddha Bar, Paris, Fransa'da bulunan, lüks ve saygın bir restoran - bardır. Buda temalı bir buluşma yeri olan mekanda Asya mutfağı'na özgün yemekler sunulur. Yemek salonunda büyük bir Buda heykeli bulunur. Ayrıca Beyrut (Lübnan) ve Dubai'de (Birleşik Arap Emirlikleri) Buddha Bar şubeleri açılmıştır.

Buddha Bar markası altında albümler hazırlanmıştır. Bir kısmı 1996 yılında restoranı açan David Visan tarafından oluşturulmuş albümlerde genel olarak lounge ve chill-out türü şarkılar bulunur. Restoranda çalınan müziklerin derlemeleri olan Buddha Bar albümleri dünya çapında ün kazanmıştır ve en başarılı derleme albümlerden kabul edilir. DJ Claude Challe tarafından hazırlanan bu seri içersinde, Ajda Pekkan, Metin Arolat, Hasan Cihat Örter ve Burhan Öçal gibi isimler yerini almıştır.

Konu başlıkları

Albumler

Buddha Bar

Volume 1

1999 Mixed by DJ Claude Challe

  • CD1

Dinner

  1. Craig Armstrong - "Weather Storm"
  2. Sina Vodjani - "Straight To The Heart"
  3. Deepak Ram - "Kitu"
  4. Tulku - "Anni Rose"
  5. Zehava Ben - "What Will Be"
  6. Zohar - The "Merciful One"
  7. Pink Martini - "La Soledad"
  8. Aria - "Un Bel Di"
  9. Zen Men - "Une Table À Trois"
  10. Zen Men - "El Fuego"
  11. Anima Sound System - "Shalom"
  12. Jai Uttal - "Guru Bramha"
  13. Tulku - "Meena Devi"
  14. Armen Chakmakian - "Gypsy Rain"
  • CD2

Party

  1. Anima Sound System - "68 (Original Mix)"
  2. Le Duc - "Touareg"
  3. MKL Vs Soy Sos - "Skin (Abstract Mix)"
  4. Faithless - "Drifting Away (Paradiso Mix)"
  5. Intro - "Psique"
  6. Kevin Yost - "Two Wrongs Making It Right"
  7. Huff And Herb - "Feeling Good"
  8. So Emotional - "All By Myself"
  9. Byron Stingily - "Flying High (Brazilian Vocal Mix)"
  10. Nusrat Fateh Ali Khan - "Piya Re Piya Re (Remix)"
  11. Etti Ankry - "Eshebo"
  12. Malik Adouane - "Shaft"
  13. Metin Arolat - "Elveda"
  14. Willy DeVille - "Demasiado Corazon (Live Version)"
Devamını oku...
 
Kubbealtı Mûsikî Sohbetleri 3

Konu: Ud’a Dair

Konuşmacı: Udî Necati ÇELİK

Tarih: 28 Mart 2009 Cumartesi Saat: 17.00

Düzenleyen: Yüce GÜMÜŞ

Yer: Kubbealtı Akademisi Kültür ve San’at Vakfı, Peykhâne Sokak No: 3 Çemberlitaş / İSTANBUL
 
İstanbullu Sanatseverler Naht Atölyesinde Buluştu


İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı Kültür Müdürlüğü’nce düzenlenip Kültür A.Ş. tarafından organize edilen gezi, katılımcılarımızın yoğun ilgisiyle usta sanatkâr Süleyman Sırrı Şenol’un Naht Atölyesi’nde yapıldı.

Atölye mekanımızın güzide şehrimiz İstanbul’un Asya yakasında olmasından dolayı ilk grup katılımcımız için otobüsümüz hareket noktası olarak İBB  Saraçhane / Fatih binası önü olarak belirlenmiş, daha sonra Kadıköy Haldun Taner Tiyatrosu önünden ikinci grup katılımcılarımız alınarak Yakacık semtindeki atölye yerimize ulaşılmıştır.

Yolculuk ve ziyaret süresince oluşan pozitif enerjiyle birlikte, günümüzde kendi sanatının az sayıdaki ustalarından birisi olan Süleyman Sırrı Şenol’un misafirperverliği, naht sanatı ile ilgili samimi anlatım ve gösterimleri, dinleyenler tarafından ilgiyle takip edilmiştir.
  

 

İnternet sitemizde duyurulan rezervasyona onay vererek gelen katılımcılarımıza teşekkür eder; sanatsever hemşerilerimizle diğer gezilerimizde bir arada olmayı dileriz…

http://www.kultursanat.org/haber/haberid-429.html

 
Ağaçları dile getiren naht sanatının son temsilcisi


Naht
, günümüzün unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarından biri. Bu sanatın en önemli sanatkârı ise bu sene Hattat Hüseyin Kutlu'dan icazet alan Süleyman Sırrı Şenol.

Üstad, "Bu eserler öyle al testereyi kıt kıt kes diye bir şey değil. Burada bir hal var. O hale her şeyin kokusu sinmiştir; emeğin, sabrın, tahammüllerin...” diyor.

İnsanların hayatlarını gelişen teknoloji doğrultusunda ekonomik olarak yönlendirmesi, geleneksel el sanatlarımıza her geçen gün yeni bir darbe indiriyor. Yeni sanatkârların yetişmemesi bir yana, el sanatlarını unutmamız da muhtemel. Çoğumuzun ne demek olduğunu dahi bilmediği naht sanatı buna çok güzel bir örnek. Naht, hat sanatıyla yazılmış bir eserin kıl testereyle ahşap bir zemine kabartma tekniğinde uygulanmasına deniyor. Nahtın günümüzdeki en önemli sanatkârı ise Süleyman Sırrı Şenol.

Devamını oku...
 
Venice and the Islamic World, 828 - 1797

 Major Exhibition

(Bu yazının orijinali www.lightmillennium.org adresinde yayınlanmıştır.)

Loom-width piece of velvet fabric, Bursa, Turkey, late 16th century Silk velvet pile, voided ground with silver and gilt-silver wrapped silk brocading; 64 1/8 x 24 3/4 in. (163 x 63 cm) Kunstgewerbemuseum, Berlin

Gentile Bellini (Italian,1429?-1507)
Portrait of Sultan Mehmet II, Istanbul, dated November 25, 1480. Oil on canvas; 25 5/8 x 20 1/2 in. (65 x 52 cm) The National Gallery, London, Layard Bequest, 1916

 


The Metropolitan Museum of Art

The exhibition opens with a gallery dedicated to the Venetian experience of traveling to and living in Islamic lands in the eastern Mediterranean. As recent scholarship convincingly demonstrates, trade, travel, and cultural and diplomatic relations were the most important vehicles for the exchange of artistic ideas between Venice and her Muslim neighbors. Maps give a sense of place and a realization of the close proximity of Venice and Damascus, Alexandria, Cairo, Istanbul, and other major Islamic cities, while Venetian travel diaries and painted views of Near Eastern peoples and places provide insight into the Venetian perspective of these foreign lands.

Devamını oku...
 
MUHARREM TEMİZ


Türk müzisyen ve folklorcü. 1962 yılında Arguvan Mınayık (şimdiki adı Kuyudere) köyünde doğdu. Aşıklık geleneğini ve müziği küçük yaşlarda öğrenmeye başladı. Yörenin önemli aşıklarından dedesi Hasan Hüseyin Orhan ve asıl adı İbrahim Mamo Temiz olan babası Seyit Meftuni'den geleneğe ilişkin temel bilgileri aldı.

İlkokulu köyde, ortaokul ve liseyi Adana'da tamamladıktan sonra 1980-81 yılında İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü'e girdi. 1988 yılında mezun oldu. 1989 yılında TRT'de tonmaister olarak olarak göreve başladı. 1998 yılında İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü T.H.M Anasanat dalında yüksek lisansını tamamladı.

Dededen babadan gelen bağlama çalma ve türkü söyleme geleneğini devam ettirmektedir. Arguvan ve çevresi Alevi-Bektaşi inanç ve müzik kültürü ile ilgili araştırma ve derlemeler çalışma alanıdır.

Merkezi İstanbul'da bulunan Arguvan ve Köyleri Eğitim Kültür-Vakfı bünyesinde birçok kültürel çalışmalara öncülük etmiş, Arguvan Yöresine ait Türkülerden oluşan, Arguvan Ezgileri-1 adlı kitabı, Arguvan Türküleri-1-2 ve Arguvan Halk Aşıkları-1 adlı kaset çalışmalarını vakfa kazandırmıştır.

Arguvan kültürü ve vakıf adına her yıl yapılan, geleneksel Arguvan Türküleri Ses Yarışmasının koordinatörü ve yapımcısıdır.

Sanatçı halen çalışmalarını devam ettirmektedir. Yaptığı araştırma ve derleme çalışmalarıyla birçok türkünün, deyişin tanınmasını sağladı. Derlediği türküleri ve birikimlerini albümlerine aktararak halk müziği dinleyicileriyle paylaştı.

VİDEOLAR

Aşağıdan Bir Yel Esti
Bu Ayrılık Devam Eder Bir Zaman
Bugün Canan Geldi Bize
Dinle Ahvalimi
Dost Cemalin Benzer
Eski Libas Gibi
Fırat Kenarında Esvap Yumuşlar
Gel Ey Gönül Mülk Edinme
Gönül Arz Ediyor
Küçük Yaşta Gurbet Elde
Üç Beş Aşık
Yayladan Gel Kömür Gözlüm
Devamını oku...
 
MUSİKİ DEYİP GEÇMEYİN


Musiki deyip geçmeyin.

Cengiz İZGİ

Öğrenecek çok şeyimiz var. Nusrat Fateh'in yaptıklarına bakınca pek çok şey kafamıza dank ediyor. Demek din diyanetin değilmiş. Müzik ise hiçbir kalıba sığmazmış. O kalıp sahte bir Modernizm aldatmacası bile olsa.  

Seneler önce keşfetmiştim kendisini. Son zamanlarda da okumuş yazmış genç kesimden pek çok insanın onu tanıdıklarını fark ettim. Aslında insanlar ortak albüm yaptığı ünlü batılı besteciler sayesinde onu keşfetmişlerdi. Alternatif müzik pazarında bulunan albümleri genelde bu tip ortak çalışmalardı. Onun karaciğer yetmezliğinden öldüğü senelerde ben fellik fellik albümlerini arıyordum müzik marketlerde. Şimdi yaygınlaştı mı pek umursamıyorum ama Beyoğlu Pasajı’nda Karga’da bir de Kadıköy de Akmar Pasajı’nda Zihni’de bulursunuz albümlerini. Bulamadığınızda sipariş edersiniz, gelir. Malum kaliteli müzik Türk halkına yasak. O nedenle albümleri ortalama bir cd fiyatının iki üç katına satılır. Tüm diğer iyi kayıtlı harika albümler gibi. Öyle üç tanesi beş milyona satın alamazsınız.

Kardeş ülke derken hep bıyık altından güldüğümüz Pakistan’dan bir sanatçı. Kavval söylüyor kısaca. Kaval yada Kavvali denilen şey Pakistan dini müziği. Çok ama çok farklı bir müzikal yapısı var. Dinleyince ilk elden o bizim bildik dini müzik kalıplarına asla sığmıyor.

Onu dinlediğimde etkilendiğim kadar çok az günü hatırlarım. Güney Afrikalı cazcı Abdullah İbrahim’in zenci direnişi sırasında öldürülen arkadaşı İsmail hakkında yaptığı “İsmail” adlı parçaydı. Arkadaşını anlattığı inanılmaz lirik parçasının ortasına caz ritimleri ve caz gırtlağıyla Müslüman olan arkadaşı için Fatihayı Arapça aslından okuyordu. Benzerini ne duydum de birisinden rivayetini işittim.

Ama bugün konumuz Nusrat Fateh. Yani Nusret Fatih...

Sağlığında herkes onunla albüm yapmak için yarışırdı. Batılı müzik dahileriyle yaptığı albümlerin sayısı bilinmiyor. Ama toplamda sanırım 400 civarında albüm doldurmuş. Ağzını açsa kayıt yani. Türkiye’yle karşılaştırıp bir yere koyalım deseniz, Kâni Karaca derim ben fakat hatalı olur, duruş tavır ve ülkenin müziğe bakışı bambaşka. Nusrat Fateh Ali Khan’ın müziğe getirdiği yorumsa hala tarif edilemiyor. Sadece alıp dinliyorsunuz. Ben onun sayesinde öğrendim, mastikanın aslında bir rakı adı değil “mast kalender” yani “büyük üstat” kelimesinin bozuk söylenişi olduğunu. “taverna müziği mi abi bu” yorumlarına surat asmak zorunda kalarak dinledim yeni aldığım albümü otomobilde ilk kez. Bizdeki o malum müziğin yalan yanlış aparılmış uzak doğu ezgilerinin taklidi olduğunu anlatamadım kimseye.

Ve bir Pakistanlının “yar” ve “car” gibi Türk tasavvufundan kelimeleri kullandığını duyunca kültürel bağların ne kadar derin olduğunu anladım.

 

Dini müziğe aşina bir toplumuz. Daha doğrusu öyle idik. Gazeller, nefesler, dede perdesinden deyişler vs. Ama hakim görüş ve merkezi otorite sonunda deyiş ve nefeslere türkü adını verip kalanı da turistik gösteri seviyesine indirgeyince kala kala “sordum sarı çiçeğe” ilahisine kaldık. TRT senelerce perşembe günleri İnanç Dünyası programında bir grup takkeli adamın tek düze sesinden beş on ilahiyle milleti avuttu. Sonunda zikir deyince kafa sallayıp hu çekmek, ilahi deyince de Cat Stevens’ın 1400 yıllık "ay doğdu üzerimize" ilahisine yaptığı yorumu kaldı elimize. Geri kalan da çocuk korosunun nakaratları.

Nusrat Fateh’i dinlediğinizde fark ediyorsunuz ne kısır bir müzik hayatımız olduğunu. Biri Pakistan Kavval'ini evrenselleştirsin biz dünkü çocuk Cat Stevens’tan ilahi kasetleri taşıyalım evimize.

Nusrat Fateh, Sühreverdi tarikatının bir üyesi ve solistiydi. Sıkı durun “Sühreverdiler” Şii-Sünni çatışmalarını ortadan kaldırmak için Pakistan’da kurulmuş bir tarikat. Hangi mezhepten olursan ol kabul ediliyorsun. Ülkenin dini müzik piyasasında da önemli yerleri var. Nusat Fateh ise inanılmaz bir hikayenin kahramanı.

Onun hikayesi Neşet Ertaş’ınkine benziyor biraz. Babası Fatih Ali Han Pakistan’ın en büyük sesi iken Nusrat babasının çalışmalarını izler gizli gizli alıştırmalar yaparmış. Baba bu zor sanatın oğlu tarafından yapılmasını asla istememiş. Anlaşılan Pakistan’da popüler olmak pek keyifli ve kolay bir iş değilmiş o devirlerde. Ancak bakmış olmayacak bir gün çağırmış oğlunu ve sesini test etmiş. Ardından da onu eğitmeye başlamış. Ancak kısa süre sonra vefat etmiş. İşte Nusrat ilk defa babasının cenazesinde onun grubunun başına geçerek ilahi söylemiş. Henüz 16 yaşındaymış ve o günden sonra ölene kadar aynı şeyi yapmış. Ünlü müzikçiler onun için “geçmiş kavval geleneğine bağlı, gelecek olandan ise bağımsız” yani nevi şahsına münhasır ve tekrarlanamaz olarak yorumluyorlar.

Ölene kadar dünyanın büyük müzik adamları peşindeydi. Onunla albüm yapan kişilerden, Peter Gabriel, Jan Garbarek, Michael Brok, Massive Attack, Shankar, Yossu N’dour aklıma ilk gelen isimler. Rock operacılar , cazcılar, New Age tutkunları, metal müzik grupları.

O klasik İslami ilahileri öylesine yorumladı ve her tür müziğe o kadar iyi uyum sağladı ki sonunda bir parçası "Katil Doğanlar" adlı sıra dışı bir kült filmde soundtrack olarak kullanıldı. Nusrat Fateh ilahinin ortasına gırtlaktan caz ritmleri vurur, bluz tarzında parçalar seslendirir. Saksafonun yanında Serengi denen Hint yaylı sazını çaldırır. Jan Garbarek’in saksafon solosunu “Allah Muhammed Ali” nidasıyla böler ve saksafonu aratmayan duru bir sesle parçayı alır götürür. Maasive Attack “must must” adlı parçasını remix yapar Avrupa diskolarında tarikat üstatlarına söylenmiş bir methiye yankılanır senelerce, “Must kalender” büyük üstadımız diyerek.

İnsan düşünmeden edemiyor. Pakistan gibi yoksulluk içinde yüzen bir ülkede böylesine insanlar çıkıyor. Utanmadan, üstünü basını değiştirmeden, çekinmeden inancını söze çeviriyor. İşini yapıyor. Yaptığı işe saygı duyuyor ve kültüründen getirdiği değerleri tüm dünyaya yayıyor. Bizde ise diyanetten icazetli bir ilahi grubu başlarında beyaz takke, üzerlerinde jilet gibi ütülü takım elbise, boyunda kravatla komik olduklarının bile farkında olmadan bağdaş kurup ellerini dizlerine vurarak başlıyorlar tek sesli bir ilahiye. Tek tip düdük bıyıklardan hiç bahsetmiyorum; sanki İslam’ın şartı o bıyık. Evet kimse ilahi okuyana karışmaz. Ama dedelerimiz bunu mu yaptılar? Geleneğimizde bu mu var? Modernizmimiz takım elbise kravatla diz büküp oturmaktan mı ibaret? Bizim müziğimiz bu mu? Bunca inkarın, olduğundan farklı görünmenin sonu nereye varacak? Sorulacak çok soru var

Ülkede her branştan kaç tane devlet memuru sanatçı var bileniniz var mı?

Nusrat Fateh’le aynı yıllarda ama farklı kulvarlarda hayata atılan ülkemizin en büyük değerlerinden Neşet Ertaş Almanya’da, gurbetçi düğünlerinde çalgıcılık yaparak hayatta kaldı senelerce. O sırada sadece devlet onaylı adamlar çıkabiliyordu radyoya ve televizyona . Pakistan’la farkımız neydi. Orada devlet karışmadı Nusrat’e ne önünü açtı ne engel oldu. Sonra devir değişti. Ekranlar kimlere açıldı malum…

Yıllar sonra elimizde kalan ne?

Nusrat Fateh’ten bir anı kaldı geriye.

“Bir gün bir adam geldi ve bir miktar bozukluk verdi babama, ona şarkı söylemesi için. O ise “gel” dedi. Kasabanın meydanına çıktı ve şarkısını orada yüzlerce kişiye söyledi. O satın alınamaz bir adamdı.” Ne küçük, ne sıradan ve ne büyük ve sıra dışı bir öykü.

İstanbul’da iki Konya’da bir sema ekibi. Eski ustaları geçmek ve yeni bir şeyler üretmek bir yana, onları aynıyla taklitten yoksun birkaç neyzenin zayıf çırpınışları. Yok olan müzik geleneği. Lafa gelince “batının operasına karşı bizim de klasik Türk müziğimiz var” lafları. Modernizm ve gelişme adına Yıldırım Gürses’in “eller eller” şarkısının üzerine bile çıkılamadı hala. Sonunda Kanada’dan bir çocuk çıktı çok sesli bir soundla sufi müzik yaptı da itibarımızı kurtardı. Ha bir de devlet destekli Eurovision zaferimiz var. Bir daha ne zaman tekrarlanacağı ve kaç yıl akılda kalacağı bilinmeyen bir zafer. Yapılan iş komik. Sipariş usulü Avrupa'ya kendimizi beğendirme müziği.

Bir de şu şark işi modern danslar topluluğu var. “Sultanların dansı” mı, “Anadolu ateşi” mi yoksa “en öz Anadolu ateşi” mi? Yok yok sanırım en son “en hakiki Anadolu” ateşiydi.

Hatırlarsınız ilginç makyajlı acayip duruşlu adamın posterini. Sultanların dansı topluluğu.Tam, işte iyi bir şeyler oldu derken, Sultanların dansçıları ikiye bölündüler. Sanat bölünerek mi çoğalır ki acaba?.. Farkları nedir? Farkları birbirlerini sevmemeleri. Sonra üçüncü bir eğilim oluştu onlar ne yaptı bilmiyorum şahsen.

Fıkranın devamında Hikaye söyle devam eder. Sonunda fraksiyonlardan biri yeni dansçılar almaya karar verir. Yani yeni tarz yok, yeni fikir yok, yeni dansçı da yok, sadece egolar var. Kadroyu doğrultmaya çalışıyorlar. Devlet memurluğu sınavı gibi bir organizasyonla beş bin genç dansçı arasında seçme yapılmış. Merak ettim bu gençlerden kaç tanesi bir gün olsun modern dans ile Anadolu halk oyunlarını bağdaştırmayı aklından geçirdi. Ve beş bin dansçıyı birkaç günde sınayıp eleyecek o kadro nereden çıktı geldi Türkiye’mize. Şaşkın kere şaşkınım.

Şimdi sultana dansçı olmak moda ya herkes bir heves koşturmuş. Ne yapacağı önemli değil. Prestiji var alemde, ne iş olsa yaparlar. Dünyaya bizi tanıtacaklar.

Trend ondan yana, onu yapacak ülkem gençliği. Ama akıl kârı iş değil. Sen tut günde 8 saat tepin. Ola ola yüzlerce dansçıdan biri ol. Yakın çevren hariç pek adın sanın duyulmasın. Daha iyi işler biliyorum doğrusu. Bu moda da tez geçer zannımca.

Geçenlerde Türk hayranlarının hazırladığı bir internet sitesine rastladım Nusrat Fateh’in. Bende olmayan birkaç parçasını dinledim oradan. Onlarca fan kulüp ve site kurulmuş tüm dünyada onun adına. Hayranları her gün forum köşelerinde onun müziğini tartışıyor. İslam’ı ve Sufizm'i tanıyorlar. Yavaş yavaş, adım adım Nusrat’ın müziği aptal, cahil Pakistanlı önyargısını değiştiriyor. El Kaide’ye, Molla Ömer’e, Peştun savaşçılara rağmen ülkesinin ve Müslümanların imajını ölümünün 6. yılında bile temizliyor. Üstelik ardında bayrağı taşıyacak genç sanatçılar yetiştirerek gitmiş. Ekibi yeni lideriyle yoluna aynen devam ediyor.

Öğrenecek çok şeyimiz var. Nusrat Fateh'in yaptıklarına bakınca pek çok şey kafamıza dank ediyor. Demek din diyanetin değilmiş. Müzik ise hiçbir kalıba sığmazmış. O kalıp sahte bir Modernizm aldatmacası bile olsa.

Son söz mesneviden: “Tanrının iksiri bakırları altın olmaya götürdüğünde o altın yaldızlıya ne olacak?"

http://www.izedebiyat.com/yazi.asp?id=18404

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 5 / 8