JEROME CLER / Denizli'nin çoban ezgilerini Sorbonne Üniversitesi'ne taşıyan müzikolog

 

Müziksever ortaokul öğretmeni Jerome Cler'in, Çameli yaylalarında yaşayan köylülerle 16 yıl önce kurduğu sağlam dostluk köylülere uluslararası şöhret, Cler'e doktora ve Sorbonne Üniversitesi'nde doçentlik getirdi. 1994'ten bu yana Radio France, Cler'in kayıtlarından üç CD yayımladı. Bunlardan biri Fransa'da Diapason d'Or ödülü aldı. Yayla müzikçilerinin hayatı belgesel oldu; Avrupa'yı dolaşıp konser, Sorbonne'da ders verdiler. Gideniz ve Masıt havalarının dünyaya duyulması için çaba harcayan, ölen müzikçilerin yerine gençlerin yetişmesini sağlayan Cler, kendini bu geleneğin yaşaması konusunda sorumlu hissettiğini söylüyor. "Yayla" ekibinin Türkiye'deki ilk albümü, Fransa'dan 13 yıl sonra, 2007’nin ilk günlerinde yayımlandı. Cler ve Yayla ekibiyle dostluklarını, müzik serüvenlerini konuştuk.

 

Kıran Dağı'nın çam ormanlarıyla kaplı yamacında, 1500 metre yüksekliğindeki Gökçeyaka'da yaşıyor Hayri Dev. Yaz aylarında Masıt Yaylası'na tırmanıyor. 74 yaşında, ikisi erkek, altı çocuk babası. Köydeki lakabı Koca Usta. Hayatını dağlarda çobanlıkla geçirmiş. Şiarı tek cümleden ibaret: "Tatlı dil, güler yüz daima çalgı ister." Bu nedenle "yarenlik" hayatının merkezi. Çoban arkadaşlarıyla kışın ocağın etrafında, yazın yaylada sürülerin yanı başında çalıp söylüyor. Enstrümanı ardıç ağacından yaptığı "üçtelli," baharda ağacın filizlerinden kestiği "Çam düdüğü." Dağarcığı kendi ezgileriyle dolu. "Uzun havaları pek sevmem, müzik dediğin gözyaşına, vedaya uymaz" diyor.

Hayri Dev'e uzun yıllar yarenlikte iki yakın arkadaşı eşlik etti. Her ikisi de kemanı, klasik kemençe gibi kucağında çalıyordu. Hasan Yıldırım yaşıtıydı, köylüsüydü. Akkulak lakabını taktıkları, Mehmet Şakır ise sekiz yaş büyüktü onlardan. Buna rağmen uzun yürüyüşü göze alıp, Boz Dağ'ın yamacındaki köyünden Masıt'a gelirdi. "Kızları güzel Masıt'ın, yürüdüğüme değiyor" derdi Akkulak.

Devamını oku...
 
ESKİ TÜRKLER OKUR YAZAR MIYDI?

 
 Prof. Dr. Osman F. SERTKAYA 

Göktürk Devleti'nin 1450. Kuruluş Yıldönümü-Sempozyum Bildirileri

Yeni Avrasya Yayınları, Ankara, 2001, s. 23-37.

Oturum Başkanı Sayın Hocamız Mustafa Kafalı benim konuşma konumu “Gök-Türk kültürüne genel bir bakış” şeklinde ilan etti. Gerçekten de biz öyle anlaştık ama, program bana geldiğinde, bana 1 saat yerine 20 dakika zaman verildiğini görünce konuşma konumu değiştirdim; Benim 20 dakikada sunacağım yeni konum, "Eski Türkler okur yazar mıydı?" olacak ve ben sizlerle bu konuda sohbet edeceğim. 

27 yıl önce "Nihal Atsız Armağanı" için bir yazı hazırladım. "İnel Kağan mı? Yoksa İni İl Kağan mı?”[1] başlığını taşıyan bu yazımda Göktürk İmparatorluğu'ndan bahsettiğim zaman, Sayın hocamız Mustafa Kafalı beni uyardı, "Biz bugün Göktürk İmparatorluğu diyoruz ve bu imparatorluğu Göktürk, Uygur, Kırgız diye devrelere ayırıyoruz. Bu ayrım o devirde var mıydı bilmiyoruz. Sen istersen "Göktürk İmparatorluğu" deme, "Türk Kağanlığı" de. Oradaki iktidarın değişmesi, aynı coğrafyada, aynı halk içerisinde olup, bugün bir partinin seçimi kaybederek yerine bir başka partinin gelmesi gibidir. Türkün birliği, bütünlüğü böylece daha iyi anlatılır" dedi. O yüzden, ben burada Göktürk Devleti'nin kuruluşunun 1450. yılının kutlanışını, esasında Türk Kağanlığının kuruluşunun 1450. yıldönümü olarak alıyorum. 

Şimdi nasıl oluyor; aynı coğrafyada bir aile, "Bozkurt oğulları hanedanı" dediğimiz, "Açina/Asena oğulları" gibi çeşitli söyleyişlerle isimlendirdiğimiz bir aile 200 yıl devam ediyor, ondan sonra başka bir Türk boyundan, Uygur Türklerinden, "Yaglakar Hanedanı" geliyor. Halk aynı halk, coğrafya aynı coğrafya, yazı aynı yazı, toprak aynı toprak, kültür aynı kültür. İşte o zaman anlaşılıyor ki, Türkün birliği ve bütünlüğü esastır onu yöneten boyların veya ailelerin değil. Bizim bugün üniversite kürsülerinde söylediğimiz "Göktürk, Uygur, Kırgız" şeklindeki ayrımlar da, eski Türkleri müstakil olarak araştırma ve inceleme arzumuzdan kaynaklanmaktadır; yoksa, onların hepsi bizim ecdadımızdır. 

Şimdi konumuza geçelim. Acaba ecdadımızın bir yazısı var mıydı? Bu konuyu incelemek için bugünden hareket ederek geriye doğru gidelim. 

Cumhuriyet devrinde 1928 yılında Latin harflerine geçtik ve bizim Latin harflerimizin, müsaade ederseniz ben "alfabe" demeyeyim "abece" diyeyim, yani Rumca'sını değil, Türkçe'sini söyleyeyim, Türk "abece"sinin bir sırası var, "a, be, ce, çe, de, e, f, ge, ğe, he, ı, i, je, ke, le, me, ne, o, ö, p, r, s, ş, t, u, ü, v, y, z" diye sıralanıyor; ama, bu abeceden önce 700 yıl, belki de 1000 yıl Arap harflerini de kullandık. Arap “elif-ba”sının da kendi içerisinde bir sırası vardı. Bu sıra, "elif, be, pe, te, se, cim, çim, ha, hı, dal, zel, rı, zı, jı, sin, şın, sad, dad, tı, zı, ayın, gayın, fe, kaf, kef, lam, mim, nun, vav, he, ye" şeklinde söylenen, ancak harflerin gruplar halinde biraraya gelmesiyle de "ebcet, hevvez, hutti, kelemen, sa'fas, karaşet, sahhaz, dazıglen" şeklinde sıralanan bir sistemdi.[2] 

Arap "elifba"sından önce Uygurların, daha sonra Moğolların kullandığı, bir İran kavmi olan Soğut'lardan alınan "abece"nin de bir sırası vardı. Onları da elimizdeki Uygur abecesi cetvellerinden "a-ba-ka, va-sa-ka, ya-ka,da, ma-na-za, pa-ça-ra, şa-da-la ve şa-ma-ka" şeklinde üçer harflik sıralanmalarla görüyoruz. [3]

EskiTurklerOkurYazarmiydi.01.jpg (24473 bytes)

Uygur abecesi örneği 

Devamını oku...
 
KAVAKLIDERE BAKIRCILIĞI VE BAKIRCI/KALAYCI (PALLECİ) DİLİ

 

Kavaklıdere - Muğlaİnsanoğlu, çok eski çağlardan beri bakırı günlük hayatında kullanmaktadır. Tarihi dönemler arasında sayılan Maden devrinde bakırın önemli bir yeri vardır. Arkeolojik buluntular arasında yer alan metaller arasında bakır çok önemli yer oluşturmaktadır. En eski metaller arasında yer alan bakır, geçmişten günümüze değişik şekillerde kullanılmıştır. Bakırcılık ise en eski el sanatı olma niteliğini korumaktadır. Bu sanatın en eski örneklerini müzelerde görmek mümkündür. Günümüzde ise, bulunan mekana göre; köy, belde veya kent hayatında önemi ve fonksiyonunu değişik şekillerde sürdürmektedir. Önceleri günlük ihtiyaçlar için kullanılmaktayken, günümüzde yelpazesi çok daha genişlemiştir. Bakır dayanıklı bir metaldir. Elektrik ve ısıyı en iyi iletme özelliği vardır. Şekillendirilmedeki kolaylığı tercih edilmesinin bir başka sebebi olmuştur. Öte yandan kalaylanmak suretiyle mutfak araçları arasında en çok dayanıklı metal olma özelliğini çok uzun yıllar devam ettirebilmiştir.

İlçenin en önemli gelir kaynağı, ata mesleğimiz olan bakırcılık ve kalaycılıktır. Her türlü bakır mutfak eşyaları(çanak, çömlek, tencere, ibrik, leblebi tavası, şömine, oyma işlemeli sini, çelenk, isimlik vs.) ilçemizde yapılmaktadır. Alüminyum ve çelik mutfak eşyaları çıkıncaya kadar Ege bölgesinin bakır mutfak eşyalarının büyük bir bölümü Kavaklıdere’den karşılanmakta idi. Hatta bakırcılarımız kendi aralarında konuşmak için bakırcılık dilini geliştirmişlerdir. Bu gün hala halk arasında bakırcılık dili konuşulmaktadır. Önceki yıllarda yapılan bütün bakır eşyalar tamamıyla el emeği ile üretilmekteydi. Bu, zamanla makinelerin çoğalmasıyla azalmış olsa da halen el emeği göz nuru ile bakırı işleyip süs eşyası,tepsi, sini, ibrik, bakır tas, leblebi tavası ve benzeri bakır eşyalar yapan zanaatkarlar ince işçilikleriyle üretim yapmaktadırlar.

Devamını oku...
 
KERKÜK - Arif Nihat ASYA

KERKÜK

KERKÜK

Yılların ötesinden gelen
Kanatları yorgun kuşum
Büyük Kar'da ablam doğmuş
Küçük Kar'da ben doğmuşum

Masallara karışmış
Eski eski eski günlerde
Parmakla gösterilmişiz
Nişanlarda düğünlerde

O ipek çilesiymiş yumuşak
Ben bembeyaz kartopuymuşum

Bir gün, hastalanmış ablam
Muska da kâr etmemiş ekşi toprak da
Şimdi yatıyor annemle babamın
Yattığı yatakta

Ben -gördüğünüz gibi- uzakta uzakta
İkinci çocukluğumu emeklemekteyim
Onların çağıracağı saati
Hızır beklercesine beklemekteyim

Daha gelmedi mi sırası
Uçup ey kuşlar büyük küçük
Akıp ey bulutlar köpük köpük
Siz söyleyin kaç günlük
Yoldu orası

Yıllar birer ikişer derken
Beşer onar mı yürüdü
Yollar silindi çoktan
Tarihi duman bürüdü

Ne kapı ne eşik ne ocak
Ağlar çardağına bağ
Bağına çardak
Horyatlar söylenir ağıttan acıklı
Ağıtlar söylenir horyattan yanık

Bulamazsınız ey turnalar artık
Çocukluğumuzu gölgeleyen söğüdü
Arasanızda bucak bucak
Dağılsanız da bölük bölük
Ki yıllar analarla babaları gömdü
Biz Kerkük'ü gömdük

Yine de içim diyor
Şuracıkta yakındadır
Ya Büyük ya Küçük
Kar'ın altındadır

Geçerken kapılardan kemerlerinden
Zaman denilen sarayın
Arayın kuşlar arayın
Arayın bulutlar arayın

Perdeleri örtük
Lambaları sönük
Sırtında yıllar yük
Hatıraları kırık dökük
Bir yer olacak orada
Adı Kerkük

Arif Nihat ASYA
 
BİTLİS VİDEOLARI

Bitlisli Babanın Oğluna Mektubu - Bedirhan Gökçe

AHLAT

BİTLİS (DİDEBAN ÜSTÜNDEYİM)

TATVAN (BİTLİS'TE BEŞ MİNARE - Yavuz Bingöl)

 
Loreena McKennitt ve Kitaro

 

--






--
 
Turkish & Islamic Arts Presentation and Live Prformance

On March 8th at the Chapel Hill Public Library, and on March 9th at the Cameron Village Regional Library, as Divan Women’s Club, we had the “Turkish & Islamic Arts Presentation &Live Performance”.

As the audience after the presentations said, it was really “rich and joyful”.

We started our presentation with Hat (Calligraphy), continued with Tezhip (Illumination with Gold), Live Ney (Reed flute) performance by Seyma Gundogdu, Cini (Hand-crafted ceramics), Architecture (mosques, tombs, palaces, bazaars), and ended with the Ebru (Turkish Paper Marbling) Live Performance by Ayse Calis.

Our exhibition table with samples of Cini, Hat, Calligraphy and Ebru drew lots of attention. While blowing of reed flute was soothing and fascinating, paper marbling performance was surprising, incredibly beautiful and was a hands-on-experience for the audience.

Divan Women’s Club is looking forward to meet with the communities and present our country, Turkey, as best as possible and be cultural ambassadors as the Cameron Village Library event organizer Thel Heaney wrote in her e-mail after the presentation.

“I cannot thank you and Divan enough. You are all excellent cultural ambassadors, and I wish you all the best as you continue this journey of expressing and teaching and spreading such beautiful culture and its achievements. Cameron Village Library looks forward to future collaborations with you. Please send my regards and thanks to Divan's Women's Club! See you all again in the future, maybe in Cary!

Etkinlikle ilgili fotoğraflar için:
http://www.divannc.org/index.php/womens-club/81-womens-clubhome/220-turkishaislamic-arts-presentation-and-live-prformance-.html


 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 4 / 8