“Adakale Sözlerim Çoktur” film gösterimi

Adakale Sözlerim Çoktur

Sanatın her dalına destek olmaya çalışan Beşiktaş Belediyesi, "Bir Belgesel Bir Gazeteci Çay ve Simit" günleriyle Beşiktaş kentlilerinin dikkatini Türkiye’deki belgesel sinemaya çekmeyi amaçlıyor.

Geçtiğimiz hafta açılışı yapılan "Bir Belgesel Bir Gazeteci Çay ve Simit" günleri, 17 Şubat 2010 Çarşamba saat 19.00’da “Adakale Sözlerim Çoktur” adlı belgeselin gösterimi ile devam edecek.

Belgesel hakkında…

Bu film: 18. yüzyılda yazılmış "ADAKALE DESTANI"nından yola çıkıp, Adakale gerçeğini toplumsal hafızalara kazımak, kayıtlamak dışında, küçük bir adada bir araya gelmiş “köklerin hafızalarını” yeniden toparlayıp, gelecekteki ortak kaderimize esinler derlemeye çalışır.Adakale Adası; Lozan Antlaşması ile Romanya toprağı olarak kabul edilmiş, "Tuna nehrinin cenneti" olarak tanımlanan, içinde Türkçe konuşulan esrarengiz bir topraktı. Ne yazık ki, artık geçmişte, hatıralarda, belgelerde kaldı; masallara efsanelere yazıldı. 1963 yılında Yugoslavya ile Romanya’nın Tuna’yı kilitleyen ünlü "Porte de Fer" (Demirkapı) Barajı’nın yapımına başlandığında kaderi onu suların içine yolladı.

Osmanlı İmparatorluğu’nun bir ileri karakolu olarak, Padişah Abdülaziz’i, İbrahim Müteferrika’yı, Romen kral ve kraliçelerini, N. Çavuşesku’yu,

Devamını oku...
 
Ülkede bir ilk: Kültür Çalıştayı
Pazartesi, 19 Ekim 2009 13:07


Türkiye’nin en nitelikli konser salonundan sonra, uluslararası standartlarda bir opera binası için düğmeye basan Büyükşehir Belediyesi şimdi de Kültür Çalıştayı kuruyor.


Ülkede bir ilk: Kültür Çalıştayı
  İZMİR - Türkiye’de ilk kez bir kent, kültür stratejisi ve politikalarının oluşturulmasına yönelik gerçekçi hedeflerin belirlenmesi ve bu hedefler doğrultusunda katılımcı bir kültürel planlama modelini hayata geçirmeye hazırlanıyor.

Son dönemde kültür ve sanata yönelik yeni alt yapı yatırımlarıyla dikkat çeken İzmir’de, hazırlıkları Büyükşehir Belediyesi tarafından yürütülen “Kültür Çalıştayı” ile kenti “kültür, sanat ve tasarım metropolü” haline getirmeyi amaçlayan kültürel seferberlik projesinin ilk adımı atılıyor.

24 Ekim 2009 Cumartesi günü gerçekleştirilecek olan İzmir Kültür Çalıştayı, mimarlardan heykeltıraş ve gazetecilere, tiyatroculardan müzisyen ve yazarlara, yönetmenlerden akademisyenlere kadar kendi alanlarında Türkiye’nin etkin isimlerini buluşturacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek kentteki kültürel etkinliklere evsahipliği yapan önemli bir mekan haline getirilen Tarihi Havagazı Fabrikası’nda gerçekleştirilecek Çalıştay’da, öncelikle İzmir’in Türkiye’de, Ege’de ve Akdeniz coğrafyasında kültür ve sanat alanındaki mevcut durum ve konumu belirlenecek. İzmirlilerin kültür ve sanat alanındaki ihtiyaç ve önceliklerinin de ele alınacağı Çalıştay’da, İzmir’in Akdeniz’in diğer kültür merkezleri Barselona, Marsilya, Venedik, Roma, Atina, İskenderiye ve Beyrut gibi kentlerle işbirliği kurması ve ortak kültür ve sanat projeleri oluşturulması yolunda uluslararası adımlar atılması konuları da masaya yatırılacak.
Devamını oku...
 

 


Ünlü Minyatür Sanatçısı Hatemi: "Ortadoğu Hala Osmanlı'ya Hayran"


Dünyaca ünlü minyatür sanatçısı Haydar Hatemi, Ortadoğu ülkelerinin hâlâ Osmanlıya hayran olduğunu söyledi. 12 yıldır Katar Kraliyet ailesi için farklı eserler üreten sanatçı, Katar'daki kraliyet sarayı ve kongre binasının duvarlarında Osmanlıyı anlatan resimlerle dolu olduğunu belirtti.
 

Haydar Hatemi

 

1997 yılından bu yana ABD'de yaşayan Hatemi, Virginia eyaletinde önümüzdeki günlerde açacağı İstanbul&İstanbul sergisi ile sanatseverlerle yeniden bir araya gelecek. Türkiye'de birçok özel koleksiyoncunun yakından tanıdığı Hatemi, 40 yıldır minyatür sanatı ile uğraşıyor. 2007 yılında "Stories of the Messengers" sergisiyle dikkatleri üzerine çeken Hatemi, Kuran-ı Kerim, İncil ve Tevrat'ta anlatılan ortak olayları resmetmişti.


"11 EYLÜL'DEN SONRA Mevlana OKUDUM, BARIŞ MESAJINI YAYMAMIZ GEREKTİĞİNE İNANDIM"


Devamını oku...
 

HAYDAR HATEMİ


Haydar Hatemi (
1945) Türk ressamıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nde ikamet etmekte olan sanatçı, Katar Kraliyet ailesinin saray ressamıdır.

1945 yılında Güney Azerbaycan'da doğan Haydar Hatemi, Tahran Üniversitesi-Güzel Sanatlar Bölümünde eğitimini tamamlamıştır. Hüseyin Behzad ve Abu Talib Mugimi gibi sanatçıların öğrencisi olmuştur. Üniversite yıllarında Takht-e-Tavus Madalyası'nın dizaynı için açılan yarışmada birincilik ödülü almıştır. Bu başarısından sonra, Şahnaz Pehlevi Akademisi'nde heykel dersleri vermeye başlamıştır.

1983 yılında İstanbul'a giderek yerleşmiştir. Haydar Hatemi, Osmanlı minyatür tekniği'nin yaşayan son temsilcilerindendir.

Eserleri birçok özel sanat koleksiyonlarında görülebilir. En son projesi, peygamberlerin hayatlarını içeren "Stories of Messengers" serisidir.



Osmanlı Koleksiyonu

   
   

 
Günün fotoğrafı:

 


Fotoğraf ve yazı: Gamze Erzin
 
Hergün sabah hastahaneye gitmek için durağa yürürken bakakalıyorum bu eve
eve dönerken de dinlencem oluyor bu ev
öyle sakin, öyle sessiz
güneşi almış arkasına parlıyor
küçük bir köprüyü aşmak gerekiyor varmak için
ilkokulda yaptığımız resimler gibi herşey
öyle durağan.

 
 
'İSTANBUL HANIMEFENDİSİ' LONDRA'DA REKOR KIRDI

 

Osman Hamdi’nin “İstanbul Hanımefendisi” adlı eseri İngiltere’nin başkenti Londra’daki müzayede evi Sotheby’s’de düzenlenen açık artırmada 3 milyon 380 bin 500 sterline satıldı. Osman Hamdi’nin eseri bir Türk sanatçının eserine dünyada verilen en büyük rakama satılarak rekor kırdı. Tabloyu adının açıklanmasını istemeyen bir özel koleksiyoncunun aldığı belirtildi. 

Avrupalı bir koleksiyoncudan alınarak satış için Sotheby’s’e getirilen “İstanbul Hanımefendisi” hem Türk değerlerini hem de Paris modasını yansıtma özelliğine sahip. Müzayedenin “en nadide parçası” olarak gösterilen “İstanbul Hanımefendisi”nde alımlı, kumral, genç bir kadın resmediliyor. Tuval üzerine yağlıboya tablo 185 x 109 cm boyutlarında.

Sotheby’s, “19. Yüzyıl Avrupa resmi ve Oryantalist Resimler Satışı” başlıklı müzayedesinde Osman Hamdi Bey’in, eserlerinde Avrupa’nın akademik tarzını benimseyen, iki farklı dünyanın konularını ve tekniklerini başarılı bir şekilde birleştiren resimler yaptığına dikkat çekildi. Ve “İstanbul Hanımefendisi” bu sebeple İslami eserler kategorisinde değil de Oryantalist eserler kategorisinde satışa sunuldu.

 
Maşallah devlet sanatçıma!

 

"Devlet Konser Salonunda Itrî konseri verilirse devlet sanatçısı ünvanımı iade ederim" Suna Kan

 

 

AKSİYON'un 64. sayısında, devlet sanatçısı Suna Kan hanımın büyük Türk bestekarı Dede Efendi ile ilgili olarak şu görüşü yer alıyor:

"Müzisyen olan babam bize alaturka dinlemeyi yasakladığı için, ben maalesef Dede Efendi'yi tanımıyorum.. Ulusal müzik için bir değer taşıyabilir belki, ama evrensel müzikte yeri olamaz."

Tebrikler Suna hanım, bir devlet sanatçısı olarak derin cehaletinizin hayranı olmamak gerçekten 'olanaksız'! "Şecaat arz ederken merd-i kıbti sirkatin söyler" demiş Ragıp Paşa, yani "çingenenin yüreklisi hırsızlığını kahramanlık diye anlatır"mış. Suna hanım, kendisiyle konuşan arkadaşımıza "Dede Efendi ne zaman yaşadı?" diye de sormuş. Ben olsam, "Milattan önce 3000 yılında, Papu'lar zamanında" derdim. Bu hatun, eminim, Beethoven'ın da ne zaman yaşadığını bilmiyordur; bilse, başını hemen sağa çevirince yanıbaşında çağdaşı Dede'yi görürdü çünkü. Harika çocuk olarak ömrü yurtdışında geçmiş olan Suna hanım, Beethoven'ın ne zaman yaşadığım bilmese de, 9. Senfoni'yi biliyordur. Ama bu 'evrensel' eserin içinde ilk defa olarak insan sesi kullanma ilhamını üstadın Mehter müziğimizden aldığını herhalde bilmiyordur. Ta 16. yüzyıldan beri Batının o evrensel bestecilerini Mehterin etkilediğini, davulun, timpaninin, zilin, üçgenin senfoni orkestrasına bizden gittiğini, koca koca Mozart'ların, Haydn'ların, Gluck'ların Gretry'lerin, Rossini'lerin askeri müzik besteciliğini, bizim 'belki ulusal bir değer taşıyabilecek olan' Mehterimizden öğrendiklerini, Suna hanımcık nereden bilsin? Bütün bunlar, gören gözler, duyan kulaklar içindir. Gönül kör olunca, göz ne yapsın, kulak ne yapsın?..
1971'de Nihat Erim'in Amerika'dan ithal "beyin kabinesi"nde yeni kurulan Kültür Bakanlığının ilk bakanı Talat Halman, Ankara Devlet Konser Salonunda bir Itri konseri verdirmek isteyince kıyametler kopmuş, konser verilsin mi, verilmesin mi diye aydınlar iki kampa ayrılmış, gazete sayfaları -hatırlayacaksınız- harp meydanına dönmüştü.

İnönü'nün tehdidi altında N. Erim'in Halman'a baskı yapıp konseri iptal ettirttiği, Talat beyin Amerika'da Yunus Emre okuttuğu üniversiteye geri gönderilip bakanlığının da lağvedildiği bu hengamede, işte yine bu Suna hanım, "Devlet Konser Salonunda Itri konseri verilirse devlet sanatçısı ünvanımı iade ederim" tehdidini savurarak yine şecaat arzetmişti. Demek ki zavallıcığın tanımadığı sadece Dede Efendi değilmiş!.
Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 Sonraki > Son >>

Sayfa 3 / 8