Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar Konferansı


Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi'nde 23 Aralık 2008 tarihinde gerçekleştirilen Yunus Aran Konferansları serisinin 33.'sünün konuğu Prof.Dr. Füsun Alioğlu'ydu. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Oditoryumu'unda öğretim üyeleri, öğrenciler ve basın mensuplarının katıldığı konferansta Alioğlu, Mardin Konut Dokusu Üzerine Araştırmalar başlığı altında 1980'lerde doktora çalışması ile başlayan araştırmalarından bir kesit sundu. 1989 yılında İTÜ Fen Bilimleri Enstitüsü, Mimarlık Tarihi Anabilim Dalı'nda tamamladığı "Geleneksel Mardin Şehir Dokusu ve Evleri Üzerine Bir Deneme" isimli doktora tezi için 1980'li yıllarda yaptığı 5 yıllık çalışmadan örneklerin çoğunlukta olduğu sunumda Mardin'deki mimari örneklere yer verdi.

Mardin için "Türkiye'nin güneydoğu illerinden biri" ifadesinin kullanılabileceği ancak Mardin'de bundan çok daha fazlası olduğunu dile getiren Alioğlu, 1. ve 2. binyıllara uzanan çeşitli haritalar ile Mardin şehrinin tarih boyunca çeşitli kültürlerin bir arada bulunduğu bir etkileşim alanının içinde olduğunu söyleyerek konuşmasına başladı. 16. ve 19 yy.'lara ait mahalle haritalarından örnekler vererek, yüzyıllar boyunca bölgede mevcut olan bir kültürel hareketlilikten bahsedilebileceğini belirten Alioğlu, bölgenin fiziki yapısının da bu hareketlilikle sürekli bir devinim ve değişim içinde olduğunu söyledi.

Alioğlu, kent olarak Mardin'in Ortaçağ Anadolu kentlerinde sık rastlanan bir şema olan bir kale ve onun eteklerinde yer alan bir dış mahalle (suriçi) şemasına uyduğunu fakat üzerinde yer aldığı yüksek ve sarp kayalıklar nedeniyle çoğunlukla ulaşılamaz bir yer olarak betimlendiğini eski gravürlerden örneklerle gösterdi. İlk dönemde tüm yerleşimin kale içinde olduğuna, sivil mimarlık örneklerinin daha sonraları kale dışına taşındığını bildiklerini söyleyen Alioğlu, bir kent için en iyi yönlerden biri olan güney yönünde yer alan Mezopotamya'ya bakan, çeşitli semavi dinlere ait yapıların yanında yoğun olarak konutların yer aldığı lineer bir kent oluşumu olduğunu belirtti.

 Mardin'deki geleneksel konut tasarımının, karmaşık tarihsel sürece paralel olarak, yerel bazı kriterlerce belirlendiğini anlatan Alioğlu, bölgedeki taş ocaklarından elde edilen sarı kalker taşının doğramalar hariç mimaride kullanılan yegane malzeme olduğunu ve bunun bölgenin karakteri için belirleyici olduğunu dile getirdi. Her ne kadar geç dönemde Diyarbakır Evleri'ne öykünen ahşap kirişlemeli yapılara rastlansa da, Mardin'de geleneksel olarak üstü düz tonuzlu örtüler bulunduğunu söyleyen Alioğlu, bugün herkesin hayran olduğu yoğun bezeme programlarının geç döneme ait olduğunun altını çizdi.

Konut dokusu için belirleyici ikinci etmenin kara iklimi olduğunu anlatan Alioğlu, sıkışık sokak dokusu, organik dar sokaklar ile Mardin'e has yapılar olan "abbara"ların yazın ve kışın korunaklı mekanlar oluşturmalarının bu iklimin bir sonucu olduğunu söyledi. Konutların manzaraya bakmayan iç kısımlarında sadece havalandırmaya olanak veren mazgal pencereli odaların hava sıcaklıklarındaki değişimlerden etkilenmeyen mekanlar olarak kullanıldığını örneklerle anlattı.

Alioğlu, Mardin kent dokusu ve geleneksel konut mimarisi için belki de en dikkat çeken verilerden birinin topografya olduğunu söyledi ve sözlerine ekledi: "Topografya geleneksel konut tasarımında çok önemli etkiler yaratacak biçimlenmelere neden olmuştur ve oturduğu reel bir nokta vardır: Parselin derinliği ve eğim, kademelenmenin çıkış noktasıdır. Mardin'de bu kademelenmenin çeşitli örneklerini tek, iki, üç ve dört katlı olarak gözlemleyebiliyorsunuz. Bunlar kübik birer yükselti biçiminde değildir, araziye oturacak biçimdedir. Esasen Mardin Evi arazi ile anlaşır ve hiçbir zaman arkadaki evin manzarasını kapatmaz."

Geleneksel Mardin Evi'nin mekana bağlı açıklaması üzerine ise şunları söyledi: "Sedad Hakkı Eldem'in Anadolu Evi için yaptığı tipolojik değerlendirme birçok yerleşme için geçerlidir. Fakat Mardin Evi'ndeki mekanların, Sedad Hakkı Eldem'in tipolojisinde yer alan mekanlarla müthiş bir akrabalık göstermesine rağmen yapılanmasına, süreç içinde oluşumuna baktığımızda çok farklı bir tablo sunduğunu görürüz. Mardin'de evin süreç içinde oluştuğunu görürüz. Önce zemin katlar inşa ediliyor, sonra aile büyüdükçe -ki ataerkil ailenin özellikleriyle ve aşiret kavramıyla da çok örtüşen bir şey bu- parsel bitene kadar yatayda daha sonra düşeyde yani topografya kullanılarak ev büyütülüyor."
 
Mardin evindeki işlevsel özelliklerinin bu büyüme olgusuyla paralel biçimde geliştiğini belirten Alioğlu, daha sonra farklı işlevlerin nasıl farklı odalar ve katlar arasından dağıldığı ve bunun zaman içerisinde nasıl değiştiğine işaret etti. Mutfak ve ahırlar gibi hizmet mekanlarının, selamlık ve diğer yaşama birimleriyle yan yana, aynı katta olduğu tek katlı örneklerin yanında, yaşama birimlerinin üst katlara taşındığı çok katlı evler gösterdi. Yüksek duvarlarla çevrili avluların ise bitişiğindeki mekana bağlı olarak işlevi değişen ve düşey sirkülasyonun sıklıkla yer aldığı, Mardin Evi'nin vazgeçilmez bir ögesi olduğunu anlattı.

Anadolu'daki "başoda"ya tekabül eden bir mekan olan "manzara"nın (veya "mandara") Mezopotamya ovasına bakan büyük pencereleri ve ferah mekanı ile yazlık denebilecek bir oda olduğunu söyleyen Alioğlu, daha sonra Mardin Evleri'nde görülen plan şemaları eşliğinde mekansal verilere değindi. Mekansal verilerine bakıldığında ilginç bir biçimde 3,60 - 4,00 m arasında kareye dayanan bir modülasyon ile karşı karşıya kalındığını fakat mekanların bir araya gelişi için bir formül olmadığını belirten Alioğlu, "bu mekanlar yanyana gelişleriyle kendi özel tasarımlarını yaratıyorlar." Anadolu'daki bir çok ev için söyleyebileceğimiz, örneğin "Safranbolu plan tipi budur" diyebileceğimiz bir plan tipi Mardin'de yoktur. Ancak planları yaratan mekanlardan ve bunların birleşimlerinden söz edebiliriz. Bu cephe düzenine de yansımıştır," dedi.

Islak mekanlara ilişkin gelen bir soru üzerine Alioğlu, Anadolu Evi'nden bildiğimiz dolap içindeki gusülhaneye Mardin'de aramasına rağmen rastlamadığını, bu işin sekialtı denilen yerde yapıldığını söyledi. Anadolu'da da olduğu gibi esas yıkanma işi için umumi hamamların kullanıldığını da sözlerine ekleyen Alioğlu, şaşırtıcı bir veri olarak tuvaletlerin de bir çok evde mutfakların bir köşesindeki delikler şeklinde görüldüğünü söyledi.

Daha sonra söz alan İstanbul Vali Yardımcısı Feyzullah Özcan, Mardin'de eski taş işçiliğinin canlandırılmasına ilişkin son zamanlarda hız kazanan çalışmarın kent dokusu üzerindeki yansımalarını Alioğlu'nun nasıl değerlendirdiğini sordu. Mardin'e turizmin aniden girişiyle şehrin son yıllarda ekonomik gelişme kaydettiğini fakat bunun biraz yanlış bir yere doğru gittiğini söyleyen Alioğlu turistik bir öge olan taş işleri hakkında "Geç döneme ait bezemelerin yeniden yeniden oyulup yapıların cephelerine giydirildiği görülüyor. Bunun doğru olduğunu söylememiz mümkün değil. Bırakın mevcutları koruyalım, yeni bir şey yapılacaksa o yeni olduğunu göstermeli. Bu insanları şaşırtan ve dekor olmaktan öteye geçmeyecek bir uygulama olacak. Kendi adıma bu gelişimi doğrusu olumlamıyorum ama Mardin bir ekonomik rahatlık içine geldi ve bunlar da ona bir ekonomik kazanç sağladı. Dileğimiz bu kazancın doğru değerlendirilmesi," dedi.

Sorunun sahibi Feyzullah Özcan'ın Eski Midyat Kaymakamı olduğu ve görev süresince eski taş işçiliğinin canlandırılması ve yeni taş işçilerinin yetiştirilmesi için çalışmalarda bulunduğunun bir başka izleyici tarafından aktarılması üzerine kendisinden aynı değerlendirmeyi yapması istendi. Feyzullah Özcan "Çok iyi, iyinin düşmanıdır" diyerek söze başladı ve devam etti: "Çok iyisi tabii ki elden geldiğince müdahale etmemek, edilmesi gerekiyorsa bunu en az şekilde yapmak. Ben 1996 - 2000 yılları arasında Mardin'de Midyat Kaymakamı olarak görev yaptım. Göreve başladığım yıllardaki manzara şöyleydi: Hem devlet hem de siviller tarafından eğitim, yönetim ve barınma gibi çeşitli ihtiyaçların karşılanması için inşa edilen yeni yapılar melesef tarihi doku içine yapılıyordu. Ya Batı'ya öykünmeyle ortaya çıkan bir mimari tarz ya da taklitler ortaya çıkıyordu. Ben bunları bir tarafa bırakarak, mimarlık örneği olarak gördüğümüz, kültürümüzün bir eseri olarak ortada duran eserlere öncelikle ‘nasıl sahip çıkabiliriz'den hareketle bir araştırma içinde oldum. Korumanın altında bu işi yapmayı bilen insanların olmasıyla mümkün olduğunu gördük. Yapmayı bilen insan olmazsa korumayı bilen de olmaz diye düşündük ve kalan ustaları araştırdık: Mardin'de bir iki, Midyat'ın Yolbaşı Köyü'nde üç usta kalmıştı. Ben burada biraz endişelendim. ‘Eğer bu insanlar da yok olup giderse, bundan sonra koruma adına yapacağımız çalışmalarda bu yapılara yaklaşamayız' diye düşündüm. Onun için ilk etapta nüfus merkezinde bir atölyede, bu işe yatkınlığı olan, aile geleneği ile bu işle uğraşmış olan insanlardan 30 kişilik bir grup oluşturduk. Yaşlı ustalarımızı bunların başına verdik. 1-1,5 yıl gibi bir sürede bu insanlar burada eğitim aldılar. Sizin de bahsettiğiniz şekilde dizilerle vesaire bu işin tanınmışlığı arttı. Belediye başkanından aldığım bilgiye göre şu anda 200-250 civarında insan artık bu işi yapar hale geldi. Ben konuya hep bu yönden yaklaştım. Usta - çırak ilişkisiyle bu bilginin aktarılması düşüncesi ile hareket ettim. Umarım doğru yapmışızdır. Yanlış yaptıysak bile niyetimiz iyiydi, doğruydu."

Konferans Prof.Dr. Kemal Çorapçıoğlu tarafından Prof.Dr. Füsun Alioğlu'na plaket sunulması ile son buldu.

Tarih: 25 Aralık 2008 Yazan: Pınar Seyrek
http://www.arkitera.com/h37124-mardin-konut-dokusu-uzerine-arastirmalar-konferansi.html

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama