MOSTAR KÖPRÜSÜ: MEDENİYETE KİLİT TAŞI OLMANIN ÖYKÜSÜ

 

 

Ümmügülsüm TAT     

1566 yılı… Bosna-Hersek toprakları Osmanlı sınırlarına katılınca, bir padişah fermanıyla başlıyor Neretva nehrinin üzerine kurulacak köprünün inşası. Kanuni Sultan Süleyman Mimar Sinan’dan, Batı’da devletin gittiği son sınırda bir köprü yapılmasını istiyor. Mimarbaşı Sinan, öğrencisi Hayreddin’i köprü yapmak için Bosna’ya gönderiyor. Bosna doğu ile batı arasında yaşanmış savaşlara, barışlara; güzelliklere olduğu kadar kederlere ve sıkıntılara da yazgılı olduğunu daha o günlerde anlıyor.

     Tasarımlar yapılıyor, çizimler birbirinin üstüne tekrarlanıyor. Taşların yüz ölçümü; kurulacak köprünün eni, boyu ve Neretva’nın akışı ayrı ayrı hesaplanıyor. İnşa edilen şeyin sıradan bir köprü değil, doğu ile batının birleşme noktası olduğunu Padişah ve döneme damgasını vuran mimarlar kadar çalışan işçiler de biliyor. Bu yüzden harca su kadar, toprak kadar besmele ve sabır da katılıyor. Taşlar birbirinin üstüne konuluyor. Neretva, bir Osmanlı medeniyetini ağırlıyor olmanın mutluluğunu yaşıyor. Tam dokuz yıl boyunca; taş taşın, gün günün üstüne ekleniyor.

     Ve vakti geldiğinde… Tahta destekler dualarla kaldırılınca… Mostar’ın gölgesi Neretva üzerinde salınmaya başlıyor.

     Dünden bu güne medeniyet, adım attığın topraklara zamanın ve mekânın tanıklığında, yüreğini de götürmek olarak kabul edilmişken… Toprak dediğimiz şeyse sınır çizgileri ya da haritalarla değil, düşler ve dualarla ancak bize ait sayılmışken… Mostar; İslam coğrafyasının batıdaki son kalesi… Sınır boylarında açan çiçekler gibi, hayra yorulmuş bir rüyanın ilk müjdesi oluyor.

     Mostar; medeniyete kilit taşı olmasının önemini, tahta destekler kenarından çekilince anlıyor.

     O günden sonra, dünyanın bahtı oluyor Mostar. Yalnızca bir nehrin iki ucuna gidip gelenleri değil; gelenekten geleceğe uzanan dünya tarihini de ağırlıyor. Farklı kültürler, birikimler, ikincil okumalar, yeni açılımlar hep bu köprünün üzerinde birbirleriyle tanışıyor. Neretva’ya köprü olmak… Kırmadan, incitmeden üzerinde kızgınlıkları, savaşları, barışları, okula giden çocukları, çorap satan kadınları, nehrin öbür ucunda oturan arkadaşını ziyarete gidenleri, hastaları, yalnızları, büyük kalabalıkları… Sonra ağırlaşan kalbiyle nereye gideceğini bilmeyenleri… Kaçanları ve elbette kovalayanları… Her adımın sonunda “Allah” demeyi bilenleri, şükrü unutanları, bu köprüden geçerken sırat-ı müstakim’i hatırlayanları ağırlamaktan geçiyor.

     Sanki Mostar’da yürüyerek güne başlayanların yüreği ferahlıyor. Eğer hayırlı bir işe, bir düşe başlanacaksa ilk adımı Mostar’da atmak gerekiyor. Barışa ve huzura götürüyor sanki üzerinden geçenleri… Bir tarih, bir dünya yazgısı ve gelenekle gelecek arasında tutunacak küçük bir an… Hepsi kol kola girmiş, bir seher vaktinde bu köprüden geçiyor sanki… Nişanlı gençler Mostar’dan Neretva’ya atlıyor. Bayramlarda, kıymetli günlerde büyük küçük herkes bu köprüde sırayla yürüyor.

     Neretva nehri huzuru, Mostar köprüsü medeniyeti ve barışı simgelerken; onların hep bir arada olacağı fikrinin verdiği güvenle, savaşlar ve doğal afetler yaşanıyor Bosna’da. Kayıplar, ölümler, ayrılıklar dünyanın her yerinde olduğu gibi onların da hayatını bir anda değiştiriyor. Belki zamansız, hesapsız bir ayrılık sahnesine, belki bir kadının son nefeste şahadet getirişine, bir gelinin bekleyişine mekân oluyor Mostar.

     Kimi yalın ayak, kimi yüksek topuklu ve kalın tabanlı çizmelerle… Kimi ağır aksak, kimi koşar adımlarla geçip gidiyor bu köprüden. Aynı zamanda büyük köprü anlamına gelen ve kendisini bulunduğu kentin odağı haline getiren bu mimari yapı, klasik mekân tanımlarından sıyrılıp, hayat oluyor.

     Bosna’nın kalbi yüz yıllarca bu köprüde atıyor. 

     1992 yılında Bosna’da hep patlamalardan korkan çocukların feryadıyla hatırlanacak olan o savaş başlıyor. Şehirler bombalanıyor, yakılıyor, yıkılıyor. Savaş; erkek, kadın, yaşlı, çocuk hepsini birden vuruyor. Dünya bir vahşeti televizyondan izlemeyi öğrenirken… Doğu batı ayrımında ardı ardına gelen tek yönlü saldırıların ilki Bosna’da yaşanırken… Şehit haberleri, kayıp ve yaralılar listesi dünya vicdanına sunulurken… Savaş suçu, savaş etiği kavramları yeniden tanımlanırken… Dünya susuyor ve ağlıyor Bosna; Bosna kadar Mostar ve Neretva da.

    9 Kasım 1993 günü, doğu ve batı arasındaki barışın son umudu olan… Bir uygarlığın ayak izlerini üzerinde taşıyan Mostar köprüsü, savaşa yenik düşüyor. Tüm yollar ve köprüler, uzaktan gelen yardımı kesmek için bombalanırken; Mostar da yaşananlardan nasibini alıp, Neretva sularına bir bir döküyor yüz yıllar öncesinde dualarla üst üste konulmuş taşlarını.

     Taşlar düşüyor, Neretva nehri buz kesiliyor.

     Taşlar düşüyor, Neretva bir hikâyenin ortasında yalnız kalmış yeni gelinler gibi orada öylece duruyor.

     Taşlar düşüyor… Neretva içinde bir sırrı, bir kıymetliyi, bir emaneti saklıyor sanki. Sanki bir daha hiç akmamaya, savaş bitene dek bu taşları koruyup kollayacağına yeminler ediyor. 

     Ya dünya barışının kilit taşı… Sahi o nerede saklanıyor?

     Bosna’da tam üç yıl sürüyor savaş… Üç ömür, üç ağıt, üç dua oluyor sanki zaman. Yüz binlerin hayatına mal olmuş bir yıkımdan geriye kalan en acı görüntü, Mostar’ın yıkıldığı an oluyor. Sanki bir el, gelecek güzel günlere amansız bir kurşun sıkıyor. Neretva’nın suskunluğu, şehrin acısına ortak oluyor.  Nerdeyse dünya üzerinde yaşayan herkes bu savaşın adil olmadığı konusunda hemfikirken… Yaşananların izi uzun yıllar geçmeyecekmiş izlenimi verirken… Birileri usul usul okuyor ayetleri Bosna için.  

     Seher vaktinde, gün aydınlığında ve karanlığında, kal yangınlarının, dua ederken tutuşan ellerin yanı başında… Birileri usul usul içinden Bosna geçen düşler kuruyor, O’ndan yeniden toparlanmak için güç istiyor. Kardeşi için, barış için, gözlerinin içi güzel bebekler için… Sonra dilini yutmuş Neretva ve onun sularında zaman aşımına terk edilmiş Mostar için ağlıyor, dua ediyor, teslimiyetini anlatıyor.

      Bosna, Neretva ve Mostar kadar dünya da gelenekten geleceğe uzanan bir köprünün yıkılmasıyla; her şeyin biraz eksik, biraz yarım ve korunmasız kaldığını biliyor. Doğu ile batı arasına barışın ancak ve ancak Mostar’ın üzerinde gezinen adımlar var oldukça geleceğini biliyor. Bu köprüyü ayrıcalıklı kılan; güzelliği, taşıdığı mimari değerleri, mühendislik alt yapısı, adına yazılmış şiirler ve üzerinden atlayan gençler olduğu kadar… Dünya barışa kilit taşı görevi yaptığı ve o olmadan hiçbir anlaşmanın barışı dengede tutamayacağı biliniyor.

      Savaş sonrası nehrin üzerine geçici bir köprü yapılırken, Mostar’ın onarılması için uluslar arası nitelikte bir çalışma başlatılıyor savaşın bitmesinin ardında. Restorasyon çalışması yedi yıl süren köprünün taşları Neretva sularından tek tek çıkartılıyor. Eksik taşların yerine yenileri eklenirken… Yaralanmış dünya barışı da bir bakıma onarılıyor. Taş köprünün kemerinde harcına barış ve huzur duaları eklenmiş yeni tasarımlar yapılıyor.

      İki binli yılların başında, Mostar’da dünya hafızası temize çekiliyor. Yaşanmışlığa “Sil baştan” diyemese de kimse umuda, güvene, teslimiyete ve görülecek güzel günlere bu köprüyle gidileceğine inanılıyor. O büyük gün geldiğinde, köprünün kilit taşı yerine konulduğunda; aradan geçen ve hep hüzünle hatırlanan savaş yıllarından sonra herkes kendi evinde derin bir uykuya dalıyor.

      Mostar ve Neretva hasret giderirken Bosna topraklarında, uyanıp uyanıp da aynı kâbuslara dalmıyor artık hiç kimse. Dünyada iyi şeylerin de olacağı müjdesi usulca fısıldanıyor sanki kulaklarımıza. Mostar ve Neretva, simgelerin ve anlamların ötesinde emanetçisi oluyor barışın; barış kadar kalplerimizi de…

      Belki uçakla gökyüzünden atılmış bombaları oyuncak zannedip de şehit düşmüş küçük kızların ardından dökülmüş gözyaşları hâlâ duruyor avuçlarımızda. Ağıtlar, yakarışlar, af dileyişler ve kayıpların ardından ‘ya gelirse’ imasını taşıyan uzun soluklu bekleyişler bir yerlerde bizi bekliyor. Bir şehir yıkılınca dünya da yerinde durmuyor. Dünyanın savaş albümü ötelerde, bizden çok uzaklarda dursun… Bir İbrahim makamı ferahlığı sanki Mostar’la dünyaya yayılıyor.

     Mümin kardeşlerin duası oluyor Mostar, görülmüş rüyaların hayra yorulması… Bir umut, bir dua; Allah’a sığınmanın, O’ndan yardım istemenin mükâfatı oluyor. Kanuni’nin fermanı, Mimar Hayreddin’in tasarım harikası, Bosnalı şehitlerin belki de son isteği… Batı’da kendimiz oralı hissettiğimiz son toprak parçası… Mostar; Neretva sularının yanı başında medeniyetin kilit taşı, barışın son emanetçisi olarak; atılacak yeni adımları, kurulacak dostlukları ve bahtı açık bir dünya için edilecek o duayı bekliyor.

     Mostar; medeniyete kilit taşı olmanın hakkını, Bosna’nın yaralarını sararak, o topraklarda bizlere de kucak açarak veriyor.

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama