Öteki Mimarlıklar: İslam ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde

Osmanlı Bankası ve Garanti Galeri, son yıllarda Türk bir mimar üzerine yapılmış en önemli arşiv çalışması olan “Turgut Cansever: Düşünce Adamı ve Mimar” ikiz sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergilerle eş zamanlı olarak yayınlanan kitabın yanı sıra, sergi küratörleri Uğur Tanyeli ve Atilla Yücel’in katıldığı rehberli yapı gezileri ve konferanslar bu kapsamlı etkinliği destekliyor.

24 Nisan Pazartesi günü Osmanlı Bankası’nda gerçekleştirilen “Öteki Mimarlıklar: İslam ve Üçüncü Dünya Ülkelerinde" başlıklı panel de bu etkinlikler dizisinin bir parçasıydı. Atilla Yücel’in tartışmayı yönettiği panelde Uğur Tanyeli, Süha Özkan ve Bülent Tanju konuşmacı olarak yer aldılar.

Panelin kısa süren ilk bölümünde, konuşmacıların her biri konu hakkındaki görüşlerini belirttiler. Konuşmaların birbirinden ayrılan noktaları olsa da, ortada “öteki” ve “ötekileştirme” kavramının moderniteyle ilişkisi ve moderniteyle birlikte oluşturulan kimliklerin işaret ettikleri kavramlar üzerinde ortak bir görüş oluştu. Uğur Tanyeli, modernleşmeyle birlikte toplumlarda gündeme gelen kimlik inşasının, ötekileştirme söylemlerinin yaşandığı coğrafyalarda travmatik bir dışlanmayla birlikte ilerlediğini ve bu durumu yaşayan toplumlarda gelenek inşasının, kimlik inşasıyla kesişmediğini açıkladı. Tüm özgünlüklerin ve farklılıkların törpülenmesi gereken psikoloji içindeki toplumlarda, her tür yaratma bir temizlik çalışmasına dönüyor. Tekil olana ulaşmaya çalışarak yapılan bu yalınlaştırma ve temizlik işlemi sonucunda, bir kültürde ortaya çıkabilecek tüm farklılıklar ve melezlenmeler frenleniyor.

Modernleşmeyle başlayan kimlik inşası, elbette bu kimliğin oluşturulmasıyla tamamlanan bir süreç değildi. Tanyeli konuşmasını, bu tekilliğin, üretilmiş olanın tehlike altında olduğu ve bir yere ait olma fikrinin tahrip olmasıyla ortaya çıkan kaygının toplumlarda kimlik kaybı merkezli bir paranoyaya yol açtığını belirterek tamamladı. Tanyeli’nin sözleri, günümüzde Türkiye’de gözlemlenen ulusal kimlik inşa çabalarının, modernleşmenin ortaya çıkarttığı bu travmatik süreç ile birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dinleyicilere hatırlatmış oldu.


Demir Tatil Evleri - Bodrum, Turgut Cansever (Ağa Han Mimarlık Ödülü)

Ağa Han Mimarlık Ödülleri Eski Genel Sekreteri Süha Özkan ise sözlerine bazı kavramların içlerinin boşaltılmış olduğundan bahsederek başladı. Özkan’a göre “İslam Mimarlığı” çok kapsamlı ve çok büyük bir kavramdı ve içinde bir çok katmanı barındırıyordu. Ağa Han Vakfı kapsamında yaptığı çalışma, çoğulcu toplum içinde nitelikli mimarlığı aramaktı. Ağa Han Ödülü, her ne kadar özgün kültürel değerlerin ve geleneklerin çağdaş bir dille ifade edildiği yapı örneklerini ve mimarları ödüllendiriyor olsa da, “İslam Mimarlığı” gibi bir ötekileştirmeyi ve “öteki”nin mağduriyetini kabullenerek yola çıkan bir yaklaşımın ürünü olarak, bu tartışma içinde oldukça kritik bir yere sahipti.

Bülent Tanju ise “öteki mimarlık” tartışmalarında sorunun, “sürdürülebilirlik”, “gelişim”, “kimlik” gibi kavramlara fazla güveniyor olmamız olduğunu belirtti. Süha Özkan, konuşmasında, Hollanda Prensi’nin “bağları gevşetmek gerektiği”nden bahsederken boynundaki kravatı çıkartıp attığı kısa bir anıya yer vermişti. Bu anıya kendi konuşmasında sıkça referans veren Tanju’ya göre kravat, önemli bir metafordu ve mimarlık adı altında yapılan da sürekli bir takım kravatları takıp çıkartmaktı. Ancak bu kravatların tam anlamıyla çıktığı da söylenemezdi çünkü her mimari eylem, farklı bir düğüm olarak bir sonrakinin üzerine eklenerek bütünü oluşturuyordu. “Ötekileştirme” tartışmasındaki çekince, üretim yönteminin, yani kravat metaforundaki bağlayış biçiminin aynılaşmasıydı. Oysaki asıl sorun aynı özün, aynı biçimle ortaya konması yani aynı kravatın, aynı biçimde bağlanarak sunulmasıydı. Bu katı tekillik korkusu içinde, uluslararasıcılık reddedilerek zorunlu bir ulusalcılık dayatılmaya çalışılıyordu. Tanju’ya göre ötekileşmenin en önemli nedeni, bütünsellik ilişkisinin görmezden gelinmesiyle, geçici olması gereken mimari öğelerde ısrarcı olunmasıydı. Dünyayı iki kutba ayırmaktansa, birbiriyle çoğu zaman tahmin edilemeyen ilişkiler kuran bir parçalar bütünü olarak algılamak gerekiyordu.


Demir Tatil Evleri - Bodrum, Turgut Cansever (Ağa Han Mimarlık Ödülü)

Bülent Tanju’nun konuşmasından çıkan önemli bir sonuç ise, “İslam mimarlığının çağdaş dışavurumları” yaklaşımının, aslında, bir dönemin mimarisini, çağdaş araçlarla bugün tekrar etmekten öteye gidememek olduğuydu.

İkinci turda ise Uğur Tanyeli, sahip olunan farklılıkların vurgulanarak estetize edildiğini ve bunun da ötekileştirmenin başka bir yolu olduğunu sözlerine ekledi.
Bugün sıkça duyduğumuz “Türkiye Mimarlık Politikası” başlığı da tartışmada yerini aldı. Bu tür bir tekilliğin belirlenmesi ve dayatılmasında rol oynayacak otorite kimdi? Kendi farklılığını sabit bir olgu olarak benimseyip, aynı farklılığı tekrar tekrar üretmeye çalışmak da diğerini ötekileştirmek ve bu egzotik özü “öteki” adı altında yeniden üretmek kadar tehlikeli değil miydi? Oysaki yapılması gereken, farklılığın olağanlığına işaret etmek olmalıydı.

Tartışmada son sözü alan Bülent Tanju’nun söyledikleri, seyricilerin de katılımıyla şekillenen tartışmayı sonuçlandıracak nitelikteydi. Tanju’ya göre üretirken yapılması gereken gittikçe büyümekte olan bu büyük dokuya bir düğüm daha atmak, bunu yaparken de kimliği unutmak, alışkanlıkla konuştuğumuz dili bırakıp, kendimize yeni bir dil oluşturmaktı.

Turgut Cansever’in mimarlığı, bu tartışmanın önemli bir noktasında duruyor. Farklı bir duruşla ana çizgini dışında üretilenler, ne genelgeçer bir doğrunun kabulü, ne de yerelliğe bağlı suni bir kimlik arayışının ürünleri olabilir.

http://www.arkitera.com.tr/news.php?action=displayNewsItem&ID=16413&month=12&year=2007&month=1&year=2008

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama