Köyüm Köyüm Güneyköy’üm PDF Yazdır e-Posta

Yalova Güneyköy

Güneyköy halkı, inanılmaz bir doğa güzelliği içinde,
Dağıstan geleneklerini sürdüren, evlerinde Acarca konuşan
dağların heybetini kişiliklerinde yansıtan bir halktır. 


Köyüm Köyüm
Güneyköy’üm
“bir yere ait olmak ne güzel”


Yalova’dan Bursa’ya doğru yola çıktığınızda tam 15’inci kilometrede sağ tarafınızda bir petrol istasyonu, sol tarafınızda eskiden jandarma karakolu şimdi karayolları bakımevi olan bir bina göreceksiniz. İstasyonun hemen yanında bir yol ve bu yolun başında bir levha vardır. Üzerinde “Güneyköy 3 km” diye yazar. Yolu asfalt. Yol boyunca göreceğiniz ağaçlarda yeşilin yüzlerce rengi ilkbahar-yaz aylarında içinizi yaşama sevinci ile doldurur. Yolun sonunda geniş bir meydana, tam yüzyıllık bir çınar ağacının altındaki köy kahvesi ve köy konağının önüne geleceksiniz. Burası Türkiye’nin en ilginç köylerinden biri olan Güneyköy’dür.

Güneyköy bir Dağıstan köyüdür. 1877-78 yıllarında çarlarına karşı bağımsızlık savaşı başlatanların yenilgisi üzerine Sibirya’ya sürülen önderlerinden Şeyh Muhammed Medenî’nin 1890’da Dağıstan üzerinden İstanbul’a gelmesi üzerine Dağıstan göçmenleri Şeyh Medenî’yi izlemiş ve İstanbul’a göç etmeye başlamışlardır. Dağıstan’daki anayurtlarına çok benzeyen dağlar ve ormanlar arasındaki Orhangazi yakınlarındaki bir bölgede 1896 yılında Almali adı ile köylerini kurmuşlardır.

1909-1918 yılları arasında Sultan Reşat’ın köyle çok ilgilenmesi, bağışlar yapması üzerine köyün adı Reşadiye olarak değiştirilmiştir. 1912 Balkan Savaşı’na, 1914’te Birinci Dünya Savaşı’na, Kurtuluş Savaşı’na köy ciddi sayılarda asker göndermiş ve bunların çoğu geri dönmemiştir. Çete savaşlarına ve Kuvay-i Milliye’ye katılan ve çok şehit veren köy 6 Şubat 1920’de Yunanlılar tarafından işgal edilmiş ve yakılmıştır. Mustafa Kemal ilk Millet Meclisi Vekilleri Heyeti’nin başkanı sıfatı ile Şeyh Şerafettin önderliğindeki Reşadiye köyü halkına Kurtuluş Savaşı’na katkılarından dolayı Bolu-Geyve arasındaki bölgede iskanına dair bir kararname imzalatmıştır. 

Yunanlılar köyü 1922’de terk etmiş, gidenler köye geri dönmüş ve Kurtuluş Savaşı’na yaptıkları katkılardan dolayı Mustafa Kemal köyün önderlerinden Şeyh Servet Akdağ’ı Birinci TBMM’ye Bursa milletvekili olarak atamıştır.

Zabihullah dayımın annesi ilk milletvekili Servet Akdağ’ın eşiydi ve o günleri çok net olarak anımsar ve köylünün o günlerde çektiği sıkıntıları, eşinin çalışmalarını tatlı diliyle aile içinde anlatırdı.

Bu köy 1928 yılında Kız İlkokulu açmış ve ülkede bir ilke imza atmış bir köydür. 1934 yılında adı Güneyköy olarak değiştirilmiştir.

Güneyköy halkı, inanılmaz bir doğa güzelliği içinde, Dağıstan geleneklerini sürdüren, evlerinde Acarca konuşan dağların heybetini kişiliklerinde yansıtan ve girdikleri her işte başarı kazanmış, adını tüm ülkeye duyurmuş insanları olan bir halktır. Orduya girenler çok yükselmiş ve 1960 yılların siyasal olaylarında öne çıkmışlardır. 1960 Devrimi’nde Emanullah Çelebi Milli Birlik Komitesi üyesi olmuş, sonraki Talat Aydemir darbe girişimlerini Nuri Hazer, Halim Menteş gibi paşalar önleyerek ülkeyi bir kaostan kurtarmışlardır. 1961’de kurulan Kurucu Meclis’te Güneyköy’den Kadircan Kaflı yer almıştır. TBMM’nin 15’inci Döneminde parlamentonun çatısı altında üç insanını bulundurabilmiş tek köydür. 15’inci TBMM döneminde Tabii Senatör olarak Emanullah Çelebi ve İstanbul milletvekilleri olarak Abdullah Baştürk ve ben görev yapmıştık.

Köyün evlatlarından Abdullah Baştürk milletvekilliği yanında Türk sendikacılığının en üst düzeyine ulaşmış ve DİSK genel başkanlığını yapmış değerli bir dostumdu. Köyün yetiştirdiği akrabam Deniz Sargın ilik nakli konusunda çok önemli bir uzman profösör olarak Çapa Tıp Fakültesi’nde dekan yardımcılığı yapmaktadır. Bir zamanlar Kapalıçarşı’nın neredeyse tümünün kuyumcuları Güneyköylüydü. Dil konusunda hiçbir eğitimleri olmadığı halde Güneyköylü Rasih Savaş ve Cafer Barlas’ın Dağıstan-Avarca- Türkçe kılavuz sözlük hazırlayıp köylünün katkısı ile bastırılabilmesi azımsanmayacak bir başarıdır. Gökhan Menteş kendi çabaları ile bir dilbilimci gibi çalışıp Avarca’nın unutulmaması ve kök ağacının çıkarılması için inanılmaz çaba harcamıştır. Cafer Barlas tek başına 10.000 sözcüklü Avarca-Türkçe-Rusça bir sözlük hazırlamış ve yayımlamıştır. Güneyköy iki kez örnek köy olarak seçilmiş ve defalarca televizyon programlarına konuk olmuştur. Köy halkı arasında dayanışma inanılmaz boyuttadır. Yoksul bir köylü öldüğünde geleneksel cenaze yemeği köyün kurduğu modern yemekhanede verilir ve masrafı köy tarafırdan karşılanır. Cenazeler ve düğünler köylünün dayanışma gösterdiği bir yarış alanına döner.

Dağıstan doğumlu olan babam, köyden polis okuluna gitmek için erken ayrılıp ve sonra memuriyeti nedeniyle çok uzak illerde görev yapmaya başladığından ben köyü ancak beş-altı yaşlarında görebildim. Bir at arabası ile köye geldiğimizi, o zaman köy muhtarı Latif dayımın evinde kalışımızı, bir atın çektiği kızaklarla buğdayın harman edildiğini ve o kızağa binmekten, samanların üzerine düşmekten büyük keyif aldığımı çok iyi anımsıyorum.

Babam köyden uzak kaldığı ve ekonomik durumu da uygun olmadığı için köyde bir evimiz hiç olmadı. Köyde yerleşmiş kuzenim Hatice ve Necip Güneş’in evleri, rahmetli kuzenim Zeki Özder’in eşi Halime’nin evi kendi evimiz gibi. Köye her gidişimizde anılar ve dostluklar denizinde hiç yorulmadan sabahlara kadar kulaç atarız. İnsanın bir yere ait olması, zor gününde boynuna sarılacağı dostlarının olduğunu bilmesi ne kadar güzel, ne kadar güven verici. Ama dostların, akrabaların teker teker ve yavaşça aramızdan ayrılıp o sonsuz yolculuğa çıkması da insana ayrı bir hüzün veriyor. 

Çok güzel günleri birlikte geçirdiğim yakınlarımın, annemin, canım kardeşim Atilla’nın mezarlarının köye yukarıdan bakan mezarlıkta kayın ağaçlarının altında olması acı dolu ama hiç olmasa onların çok sevdikleri bir köyde çok sevdikleri insanlarla birlikte olması bir teselli kaynağı oluyor. Ölünce benim de onlarla birlikte aynı yerde olacağımı bilmem, ölüm korkusunu biraz olsun yenmeme yardımcı oluyor.

Güneyköy’ümü, doğasını, suyunu, insanlarını ve o köyle ilgili anılarımı çok seviyorum. Türkiye’nin geleceğinin de Güneyköy gibi aydınlık, bereketle ve güzel olmasını diliyorum.

Düğünlerde, şölenlerde nasırlı eller davulları dövmeye başlayınca, akordeyonun sesi coşkuyla yayılınca köyün duayeni Raşit Öztürk’ün kendinden beklenmeyen çeviklikle Dağıstan oyununu başlattığında, fidan gibi delikanlılar, kuğu boyunlu kızlar süzülerek önünüzden geçtiğinde dayanamazsınız, içinizden Mohaçkale’de gördüğüm o yüce dağların görkemine benzer bir coşku ile ayağa kalkar avuçlarınız kızarıncaya kadar oynayanlara alkış tutarsınız.

İçinizden sessizce, “bir yere ait olmak ne güzel” diye geçirirsiniz.

Engin Ünsal - Bütün Dünya
http://www.butundunya.com/index2000.php?p=3&ptip=YAZI

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama