Dozerle Yok Edilen Türkmen Kimliği... PDF Yazdır e-Posta

 

Kerkük Kalesi

Tarih boyunca Kerkük'te ağırlığını hissettiren Türkmen nüfusun bugünkü durumunu en iyi anlatan görüntü Kerkük Kalesi'nin içler acısı hali: Yüzlerce evi barındıran Kaleiçi, dozerlerle yerle bir edilmiş halde.

 




Kerkük yeni Saraybosna mı olacak?

Zengin petrol yatakları nedeniyle her zaman uluslararası ihtirasların odağında olan Kerkük, geçmişte sık olduğu gibi tekrar korku ve şiddetin gölgesinde yaşıyor. Hâlâ şehrin asli unsuru olduklarını belirten Türkmenler ise bu kez Kürt baskıları karşısında yeni bir ölüm kalım mücadelesi verdiklerini söylüyorlar.

Saddam'ın Türkmenlerle Kürtleri sürüp şehre yerleştirdiği Araplar da, "etnik temizlik" korkusuyla endişe içinde beklerken, radikal unsurlar bu gergin ortamdan yararlanarak Kerkük'ü bir Saraybosna'ya çevirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Irak'ın genelinde süren savaştan yansıyanların yanı sıra, "fidyeci" bir "eşkıya unsurun" da işin içine girmiş olması, Kerkük'teki gergin ortamı bugün iyice karmaşık ve tehlikeli bir hale getirmiş bulunuyor.

Bu arada, Türkiye, İran ve Suriye'nin gelişmeleri yakından izleyerek Kerkük konusunda siyasi ağırlıklarını hissettirmeye çalışmaları da soruna bir uluslararası boyut katmış bulunuyor.

İşte bu karmaşık durumu bir nebze de olsa anlayabilmek amacıyla Kerkük'e gidip hem tarafların temsilcileriyle, hem de sokaktaki insanlarla konuştuk. Burada Kerkük'le ilgili mutlak gerçekleri ortaya koyma iddiasında değiliz. Bunun mevcut ortamda mümkün olduğunu da sanmıyoruz. Bu tür bir yazı dizisiyle hiçbir tarafı memnun etmenin mümkün olmadığının da bilincindeyiz.

Son derece hassas olan Kerkük konusuna girdikçe, bunun ne kadar çetrefil bir konu olduğunu ve birçok şeyin Türkiye'den görüldüğü gibi olmadığını daha iyi anlamaya başladık. Amacımız, konuyla doğrudan ilgili kişileri konuşturup Kerkük'te gördüklerimizi yansıtmaya çalışmaktır.

Sonunda tabii ki kendi kanaatimizi de ortaya koyup, bu yıl yapılması gereken ve şehrin statüsünü belirleyecek olan referandumun yapılıp yapılamayacağı sorusunu da yanıtlamaya çalışacağız. Ancak bu görüşler sadece bizi bağlar. Diğer söylenenler ise konuşanları bağlar.

Tek temennimiz, bu yazı dizisiyle bu kritik yılda Kerkük'e duyulan ilgiyi artırarak, tarihimizde önemli bir yer tutan ve geçmişte çok kez kana bulanmış olan bu şehrin sorunlarının nesnel bir perspektiften daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunabilmektir.

Hz.Danyal Peygamber CamiiKerküklü Türkmenlerin bugünkü durumunu en iyi betimleyen şey, tarihi Kerkük Kalesi'nde tanık olduğumuz içler acısı görüntü olsa gerek. Yakın tarihe kadar yüzlerce evi barındıran ve Türkmenlerin yüzyıllar boyunca yoğunluklu olarak yaşadıkları kalenin içi bugün dozerlerle yerle bir edilmiş halde duruyor.

Ayakta kalabilen tek tük yapılar arasındaysa, eski bir Yahudi tapınağından yüzyıllar önce "devşirilen" ve Türkmenlerce kutsal sayılan Danyal Peygamber Camii, Hıristiyan kilisesiyken aynı şekilde camiye dönüştürülen Ulu Cami ile 1361 yılında yapılan ve tümüyle Türk eseri olan Gök Kümbet bulunuyor. Ancak, bunlar da bakımsızlıktan dökülmeye yüz tutmuş haldeler.

Kalenin girişinde "kardaş" edindiğim "Mehmet" isimli genç Türkmen beni Danyal Peygamber Camii'nin yanındaki mezarlığa götürdü. "Aralarında Kürt mezarları da var mı?" diye sorduğumda, Kürtlerin tarihte şehrin asli unsuru olmadığını yansıtırcasına "Hayır, onlar genelde memleketlerine gömerlermiş" dedi.

Mezarlar bugünü anlatıyor gibi

Türkmen kimliklerini hemen belli eden mezar taşlarının çoğu parçalanmış, bazıları da parçalanmak üzere bekler haldeydi. Bu halleriyle de sanki Kerkük'teki Türkmenlerin bugünkü durumunu anlatmaya çalışıyorlardı. Bu yıkımı kim yaptı diye sorduğumda Mehmet'in yanıtı kesindi.

Suçlu, petrolü nedeniyle kendisi için önemli olan Kerkük'teki Türkmen ve Kürt izlerini silip yerine Arap kimliğini oturtmak isteyen Saddam Hüseyin'den başkası değildi.

Fakat Türkmenlere karşı bu tür baskılar Saddam zamanında başlamamış. Baskılar İngilizlerin idareyi ele geçirdikleri 1918 yılında başlamış, kraliyet ve cumhuriyet döneminde de aralıklarla sürerek Saddam zamanında doruğa çıkmış.

Türkmenler, geçmişte birçok acıyı paylaşmalarına rağmen, 2003'ten bu yana da Kürtlerin benzeri baskılarına maruz kaldıklarını belirtiyorlar.

Türkiye'nin "beşinci kolu"

Peki, Osmanlı döneminin kapanmasından sonra her gelen yönetimin Türkmenleri baskı altında tutmasının nedeni nedir? Kendisi de Kerküklü olan Prof. Dr. Mahir Nakip yeni çıkan "Kerkük'ün Kimliği" adlı kitabı (Bilgi Yayınevi, 2007) bunun nedenlerini ortaya koyuyor. İngilizlerin şehrin Türkmen kimliğini yok etme çabalarını, Türkmenleri Türkiye'nin uzantısı olarak görülmelerine bağlıyor.

Krallık ve cumhuriyet dönemlerinde Türkmenlere karşı yapılan bazı uygulamalarla, Saddam Hüseyin'in Türkmenlere karşı güttüğü husumetin temelinde de hep benzeri bir "Turancılık" suçlanması yatmıştır. Esas itibariyle Türkmenlere karşı düzenlenen 14 Temmuz 1959 katliamının odağında da bu suçlama yatmaktadır.

Bu baskılara rağmen Türkmenler gene de kolay pes etmemişler, dışarıdan destek almadan öz kimliklerini bugüne kadar büyük ölçüde yaşatmayı başarabilmişlerdir.

Aslında Kürtler de Kerkük şehrinin nüfusunun tarihte ağırlıklı olarak Türkmen olduğunu inkâr etmiyorlar. Ancak, Kerkük'e bağlı köylerin ağırlıklı olarak Kürt olduğunu söyleyerek, "idari bütünlük" açısından, bir şehrin çevresindeki köylerden bağımsız düşünülemeyeceğini belirtiyorlar. Bu açıdan bakıldığında Kürtler elbette ki sayıca fazla çıkıyorlar.

Nitekim Irak'ta 1957 yılında yapılan son ciddi sayımda şehirdeki Türkmenlerin oranı yüzde 40, Kürtlerin oranı ise yüzde 35 olarak tespit edilmiş. Kerkük'e bağlı köylerin nüfusu bu rakamlara eklenince Kürtler doğal olarak çoğunlukta görünüyorlar.

Kürt yetkililer bugün buna işaret ederek, Saddam tarafından köylerinden kovulan ve şimdi geri dönen 350 bine yakın Kürdün Kerkük'e bağlı olduğunu söylüyorlar. Bu yoldan Kerkük'teki en büyük unsur olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlar

"Bave Kürdan"

Kürtlerin özellikle 1800'lü yılların sonunda Kerkük'ün çevresine yoğun olarak yerleşmelerinin nedenini de Prof. Dr. Mahir Nakip'ten öğreniyoruz. Kürtlere büyük ilgi gösteren ve bu yüzden de kendileri tarafından "Bave Kürdan" (Kürtlerin Babası) diye anılan Abdülhamid'in Hamidiye Alayları'nı kurması, Kürtlerin 1800'lü yıllarının başlarından itibaren dağlardan köylere ve köylerden şehirlere yerleşmelerini iyice hızlandırmış.

Nakip ayrıca, o tarihlerde Türkmenlerle Kürtler arasında bir sorun olmadığını, kale içinde yaşayan Talabani ve Hanaka gibi önemli Kürt ailelerinin Türkmenlerin gözünde saygın bir yere sahip olduklarını belirtmektedir. Nitekim Kerkük'te konuştuğumuz Türkmenlerden bazıları, annelerinin Kürt, konuştuğumuz Kürtlerden bazıları da annelerinin Türkmen olduğunu söylediler. Bu bile iki halk arasında ırka veya dine dayanan derin bir husumetin olmadığını gösteriyor. Aksine Arapların her iki "kavime" duyduğu antipati, Türkmenlerle Kürtleri geçmişte sık sık birleştirmiş. İsmet İnönü de zaten buna güvenerek Lozan görüşmelerinde Kerkük'ün statüsünün belirlenmesi için rahatlıkla bir plebisit isteyebilmiştir. İngilizler ise bunu tabii ki reddetmişlerdir.

Bu geçmişe rağmen Kerkük'te bugün gene "ayrışma zamanı" gelmiş ve çatmış bulunuyor.



Kerkük Kalesi'nin kısa tarihi

Beş bin yıllık bir geçmişi olan Kerkük Kalesi, 900 yıla yakın bir süre için çeşitli zamanlarda oraya yerleşmiş farklı Türk kavimlerine mensup topluluklara ev sahipliği yapmıştır. İlk yerleşim dönemi, Türklerin 650 yılında Emeviler tarafından bölgeye getirilmeleriyle başlar. İkinci yerleşme dönemi ise 1055 yılında Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in Bağdat'a girişi ile başlar. Üçüncü dönem ise IV Murat'ın Bağdat fethiyle başlar ve 1918 yılında İngilizlerin Kerkük'ü işgale etmesiyle sona erer. Kale, 1995 yılında Saddam Hüseyin'in talimatıyla boşaltılır ve 1997'den itibaren 2003'e kadar yüzlerce tarihi ev buldozerlerle yerle bir edilir. 


Şehirde her şey olağanüstü

Namık Durukan ile Erbil'e vardığımızda, bizi havaalanında karşılayan mihmandarımız ve tercümanımız Abdullah Kerim'e Kerkük'e gitmek niyetinde olduğumuzu söylediğimizde, birkaç saniye duraksadı. Ardından, bunun çok tehlikeli olduğunu söyledi, ama bizi götürmeyi yine de kabul etti.

Erbil'in nispeten güvenli olan ortamını bırakıp daha sonra Kerkük'e doğru yol aldığımızda, endişeli olmamamız tabii ki mümkün değildi. Bizi Kerkük'e götüren Mustafa'nın yolda anlattıkları da açıkçası fazla güven vermiyordu.

Zira yolun üzerinde bulunan Altunköprü kasabasının güvenlik noktasını geçtikten sonra, bir araç dolusu yüzü örtülü adam tarafından daha önce takibe alındığı yeri bize göstererek, arabasını 220 km hızla sürüp onlardan nasıl kurtulduğunu anlatıyordu.

Kerkük'ün girişindeki güvenlik tedbirleri de zaten şehirde olağanüstü bir durumun yaşandığını göstermeye yetiyordu. Abdullah ayrıca, bugünlerde herkesin her şeyden kuşku duyduğunu anlatıp, yoldayken uzaktan görülen Kerkük petrol sahalarının resmini çektiğimiz için birilerinin bizi ihbar etmiş olabileceğinden de söz etti.

Kısacası, Kerkük girişindeki kontrol noktasında saatlerce alıkonmamız da mümkündü. Neyse ki, Abdullah'ın elindeki kimlikler ve kıvrak dili sayesinde kontrol noktasını geçmemiz nispeten kolay oldu.

Geçtikten hemen sonra kendimizi Rahimawa adlı Kürt yerleşim bölgesinden bulduk. Oradan geçerken gördüklerimiz daha ilk anda Kerkük'te yaşanan gerginliğin temel nedenlerinden birini gözlerimizin önüne seriyordu.

Etrafımız Saddam'ın devrilmesinden sonra şehre akın eden kendi ifadeleriyle "evlerine dönen" ve çadırlarını yavaş yavaş terk edip inşaat halindeki çift katlı beton evlerine yerleşmeye başlayan Kürtlerle doluydu.

Gördüklerimizden çıkan mesaj da aslında açıktı. Birileri Kerkük'e gelirken, birileri gitmek zorunda kalacaktı. Bu birilerinin ilk etapta Saddam'ın "Araplaştırma" politikası ile Kerkük ve çevresine yerleştirilen Arapların olacağı ise daha sonra yaptığımız konuşmalardan açıkça belli oluyordu.

Semih İdiz
http://www.milliyet.com.tr/2007/02/15/guncel/agun.html

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama