Şehir Kitapları: Karaman Şehrengizi PDF Yazdır e-Posta

Daldan dala konuyoruz ama bence fena olmuyor: Az önce en kibar ve nazik kargocu delikanlı, daha uzaktan radyum ışıkları saçan bir paketle içeri girince, kavanozdaki şekerler de titreşmeye başladı. Ve nitekim paketten güzel bir kitap çıktı:

"Karaman Şehrengizi", Yazarı Kâmil Uğurlu. Karaman Belediyesi Kültür Yayınları’nın ilk kitabı.
 

Biz bugün şehirlerimizde genellikle bir otel müşterisi yaklaşımıyla barınıyoruz; otel müşterisi kalıcı değil gidicidir, kaldığı otele bir katkıda bulunmayı düşünmez; dar zaman içinde halletmesi gereken işlerinin peşindedir. Şehre yönelen dikkatler, kalıcılık iradesinin açığa çıkmasıdır. Şehrin bir yaşama yeri olarak tanzimi, âhengi, tasarlanması, yeniden biçimlendirilmesi ve ezcümle güzel kılınması, “medeniyet” dediğimiz o büyük kavrama katkımızı ifade ediyor. Bu yüzden şehir kitaplarının artışı ve her geçen gün yeni şehir kitaplarının yayınlanması, okunması, paylaşılması ve benimsenmesi, şehir kültürü dediğimiz birikimle yeniden temas etmeye başladığımızı gösteriyor.

Kargocular artık hayatımızın bir parçası, en azından gün aşırı yüz yüze geldiğimiz birer tanıdık haline geldiler. Posta müvezzilerinin (dağıtıcıları) yüzünü ise unuttuk. Geçenlerde bir arkadaş kendisine gönderdiğim bir mektuptan söz ederken araya girdim, “e-posta mı yoksa şu bildiğimiz zarflı, pullu mektup mu?” O bildiğimiz zarflı pullu mektuplardan imiş. Dedim ki, “sahi yahu, ben vaktiyle cüzdanımda posta pulu taşırdım; masamın kıyısından köşesinden mektup kağıdı ve enine uzun zarf eksik olmazdı; dolmakalemle yazardım...”
Tabii ardından o mektubun bir şekilde postaneye götürülmesi gerekirdi. Hâlâ duruyor; posta merkezlerinde pul satılan gişenin hemen yanı başında, şehiriçi, şehirlerarası, yurtdışı yazılan dar ve uzun deliklerden birine atardık mektubu. “Mektup atmak” tabiri herhalde buradan geliyor olsa gerektir. Postane artık hayatımızdan çıktı sayılır. Mektuptan sonra koli hizmetleri de özel sektör tarafından üstlenilince “posta” kelimesinin maddi ve gözle görülür temsilcisi durumundaki bu büyük müessese, varlığını henüz korumakla birlikte bir uğrak yeri olmaktan çıktı.

Kargoculardan söz ediyorduk; günaşırı, üstelik üç aşağı beş yukarı aynı delikanlılarla sık sık yüz yüze gelmeye başlayınca, zamanla kendimi onlara karşı borçlu hisseder oldum. Hep aceleleri vardı, bir çay ikramını bile kabul edecek zamanları olmuyordu ama güleryüz, üç-beş satır hoş-âmedî veya bir küçük misafir şekeri ikramında bulunmak pekâlâ mümkündü.

Masamın kenarında duran orta büyüklükteki cam kavanozda duran şekerler kargocuların istihkakı; kim kargo getirirse şekeri hak ediyor; şeker ve teşekkür elbette.

Daldan dala konuyoruz ama bence fena olmuyor: Az önce en kibar ve nazik kargocu delikanlı, daha uzaktan radyum ışıkları saçan bir paketle içeri girince, kavanozdaki şekerler de titreşmeye başladı. Ve nitekim paketten güzel bir kitap çıktı:

Karaman Şehrengizi. Yazarı Kâmil Uğurlu.

Karaman Belediyesi Kültür Yayınları’nın ilk kitabı.


Kitabın altbaşlığı, ünlü hececi şairimiz Karamanlı Bekir Sıtkı Erdoğan’ın o meşhur kıt’asının ilk mısraı: “Karaman’a hasretliğim...” Devamı ise şöyle: “Yazıla yazıla bitmez / Dağlar bir ip, yollar düğüm/ Çözüle çözüle bitmez.” Bekir Sıtkı Bey, bugünlerde nedense unutulmuş 50. Yıl Marşı’mızın da sözlerini kaleme almıştı: “Müjdeler var yurdumun toprağına taşına/ Erdi Cumhuriyetim elli şeref yaşına” diye başlayan bu marşın bestesi de pek güzeldi. Şimdi varsa-yoksa Onuncu Yıl Marşı’dır gidiyor.

Peki, “şehrengiz” ne demek, anlatalım: Şehrengiz eski edebiyatımızın bir tarzı; bir şehrin güzellerini ve güzelliklerini anlatan manzum eserlere verilen isim. Aslına bakılırsa şehrengizler, o belde hakkında ansiklopedik bilgi vermekten ziyade şehrin güzellerini vasfeden eserler; öyle güzeller ki halk arasında fitneye sebebiyet verip “şehri birbirine katacak” derecede can yaktıkları için bu türe böyle bir isim uygun düşmüş. Divan edebiyatımızda bu gelenek pek uzun ömürlü olmamış, 16. yüzyılda parlayan şehrengizler, 18. yüzyılda sönmeye yüz tutmuş.

Modern muhtevasıyla şehrengiz adını önce Mustafa Armağan dostum, “Bursa Şehrengizi” isimli kitabıyla hatırlatmıştı; Karaman Şehrengizi ise bildiğim kadarıyla şehrengiz serisinin ikinci eseridir fakat bu noktada bir hususu açıklamak gerekiyor. Bursa ve Karaman şehrengizleri, isim geleneğini devam ettirmekle beraber, yukarıda izah ettiğimiz edebi geleneğin devamı sayılmazlar; onları “şehir kitabı” veya “bir şehir hakkında yazılmış kitap” sınıfına koymak daha doğru olur.

Ve Türk nesrinde artık bir “şehir kitapları” vakıasının yükselmesi çok sevindirici, çok önemli bir hadisedir. Önemlidir çünkü Türkler, artık yaşadıkları şehri fark etmeye başlamışlardır; bir şehri fark etmek, evvela onun kimliğini, kimliğini meydana getiren rûhu tanıma arzusuyla, merakıyla başlar (bilirsiniz ki biz Türkler, öyle pek fazlaca meraklı bir millet değiliz maalesef). Şehrin rûhu, şehrin tarihi değildir sadece; tarihiyle birlikte orada yoğunlaşan, biriken, zaman zaman kireç tutarak tabakalaşan tavırlar, edâlar, gelenekler, alışkanlıklar, şahsiyetler ve olaylar da bu terkip içindedir. Bu birikimi tesbit gayreti evvela “nostalji” yani, eskiye duyulan hasret tarzında algılanır ama aslında şehrin kimliğini arama faaliyetinin bir parçasıdır. Şehir kitapları işte bu noktada değer kazanıyor, çünkü şehir kitapları hızla değişen ve dönüşen şehrin hatırlanan ilk halini tesbit eden bir eskiz hükmünü taşıyor. Sonraki adım, şehrin kimliğinden hareketle o şehre verilmesi gereken yeni istikamet hakkında, bizzat o şehirde yaşayanların ve o şehri paylaşanların teklifleri, itirazları ve düşüncelerinin birikmeye başlamasıdır. Bu birikimdir ki, şehrin sâkinlerinde ‘şehir düşüncesi’ni tahrik eder ve hemşehri-şehir münasebetinin daha üretken ve yapıcı şekilde ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Biz bugün şehirlerimizde genellikle bir otel müşterisi yaklaşımıyla barınıyoruz; otel müşterisi kalıcı değil gidicidir, kaldığı otele bir katkıda bulunmayı düşünmez; dar zaman içinde halletmesi gereken işlerinin peşindedir. Şehre yönelen dikkatler, kalıcılık iradesinin açığa çıkmasıdır. Şehrin bir yaşama yeri olarak tanzimi, âhengi, tasarlanması, yeniden biçimlendirilmesi ve ezcümle güzel kılınması, “medeniyet” dediğimiz o büyük kavrama katkımızı ifade ediyor. Bu yüzden şehir kitaplarının artışı ve her geçen gün yeni şehir kitaplarının yayınlanması, okunması, paylaşılması ve benimsenmesi, şehir kültürü dediğimiz birikimle yeniden temas etmeye başladığımızı gösteriyor; önemi buradadır: Türklerin yeniden şehir kavramı hakkında düşünmeye başlamaları, onların yeniden medeni bir topluluk vasfını kazanmaya başladığını gösteren çok latif işaretlerdendir.

Kitaplığımdaki “şehir kitapları” bölmesine yeni bir kitap daha koymanın keyfini yaşarken ‘Karaman Şehrengizi’nin muhtevasından bahsetmeyi ihmal ettik; özene bezene basılmış, sepya fotoğrafla süslenmiş, birbirinden okunası yazılarla zenginleştirilmiş pek güzel bir eser “Karaman’a hasretliğim.” Yazarı Kamil Uğurlu’yu ve Karaman Belediyesi’ni can ü gönülden tebrik ediyorum.

Haydi bakalım şehir yazarları, yaşadığınız beldeler, sizin kaleminizle keşfedilmeyi bekliyor.

Ahmet Turan ALKAN / Aksiyon  (661.sayı)

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama