KENT VE BÖLGESEL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (KBAM) PDF Yazdır e-Posta

KENT VE BÖLGESEL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (KBAM)

KENT VE BÖLGESEL ARAŞTIRMALAR MERKEZİ (KBAM)

İLETİŞİM AĞI

Günümüz bilim dünyası içinde yer alabilmek ancak ilgi alanını paylaşmanın getirilerini artırmak, ortaklığa dayalı işbirliğini geliştirmek ve aynı iletişim ve paylaşım ağı içinde olmakla sağlanan bilgi aktarımı ve bireysel çabalardan çok karşılıklı öğrenmeye dayalı ortaklıkları zorunlu kılmaktadır.

Uzmanlaşma alanlarının derinleşmesi de aynı kurumda/birimde çalışan araştırmacılara dayalı birliktelikleri zorlaştırmakta, aynı ilgiyi paylaşan farklı yöre ve ülkelerdeki araştırmacılarla ilişki kurmayı gerektirmektedir. Günümüzde bir mükemmeliyet odağı oluşturabilmek için aynı mekanı paylaşmaktan öte, aynı ilgi alanını paylaşan araştırmacılar arasında bir bilgi paylaşım ağı gerçekleştirmek gerekmektedir.

AMAÇ

Bu bilgi paylaşım ağı olarak KBAM’ın amacı kent ve bölge konularında bilimsel üretkenliğe ve ortak çalışmaya ivme kazandırmaktır. Birbirleri ile bilgilerini paylaşan, katkılarını izleyen, araştırmalarını takip eden ve ortak çalışmalar da yapan, bu yolla etkileşimli bir bilimsel topluluk oluşturmak amacındadır. Bu açıdan KBAM, üyelerinin ortak çalışma ve iletişimin yarattığı kazanımları tüm üyeleri ile paylaşmayı ve bu paylaşım sayesinde sadece bilgi değil yeni fikirler, kavramsal çerçeveler ve söylemler üretmeyi hedefleyen bir birliktelik ağıdır.

Devamını oku...
 
“Bütün sorunlar bahçede çözülür” PDF Yazdır e-Posta

"Kara tahtanın önünde bir çiftçi var; öğretmenimiz... Bize sürdürülebilir bir yaşamı nasıl tasarlayabileceğimizi anlatıyor. Oysa hepimiz okumuş, üniversite bitirmiş insanlarız ama kendi kendimize yetebilen bir yaşamı nasıl kurabileceğimizi hiç birimize öğretmediler." Oya Ayman'ın kaleminden...


Permakültür - Marmariç

Çoğumuz kentte yaşıyoruz. Aramızda Brezilyalı, Güney Afrikalı, Fransız, Portekizli, Hollandalı, İtalyan, Slovenyalı, Bulgar, Amerikalı, Kanadalı, kısacası dünyanın dört bir yanından hemen her türlü iklim ve coğrafyadan insanlar var. Bazılarımız mimar, bazılarımız şehir plancı, biyolog, işletmeci, turizmci, öğrenci, siyaset bilimci, felsefeci, ekonomist, müzisyen, ressam, çevirmen, halkla ilişkiler uzmanı, tasarımcı, mühendisler... ve çiftçiler... toprağın, ağacın, suyun ve havanın değerini bilen; ilacı, kimyasal gübreyi reddedip, doğayla dost üretim hakkında daha fazlasını öğrenmeye gelen; değişmeye başlayan iklimlerde nasıl hayatta kalabileceğini, kuraklıkla ya da sellerle nasıl baş ederek üretmeye nasıl devam edebileceğinin yollarını arayan...

Devamını oku...
 
Resim-Heykel Egemenliği / Hat-Tezhib Öksüzlüğü PDF Yazdır e-Posta

Dr. Hayati Bice

Geride bıraktığımız 9 yıllık bir dönem bu konuda ümidvâr olmayı neredeyse imkânsız hale getiriyor ise de yine de “çıkmayan candan ümit kesilmez” diye beklesinler bakalım; aziz yurdumun sanatçıları...

T.C. Kültür Bakanlığı’nın Nahoş Bir Uygulaması

Kars tartışılan heykelKars’ta yerel siyasi seviyenin belirlediği bir zevk kalitesi ile tercih edilip sit alanına dikilen bir heykel etrafında koparılan fırtına henüz yatışmış değil. Konuya “ucube” benzetmesi ile dahil olan başbakanın sözlerini “ucube sözü ile kastedilen heykel değil civardaki gecekondulardır” diyerek komik bir şekilde tevil etmeye kalkışan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın düştüğü durum ise tarihe kaydedilecek kadar ibret verici oldu. Mehmet Aksoy isimli heykeltıraşın müellifi olduğu heykel projesinin akıbeti henüz belli olmadığından konunun önümüzdeki günlerde de gündeme gelmesi şaşırtıcı olmayacak. Bu nedenle ünlü sufi Ebu’l-Hasan Harakânî külliyesine (1) tepeden bakan Kars’taki tartışmalı heykeli bir kenara bırakarak Kültür Bakanlığı’na onlarca yıldır egemen olan zihniyetin ‘güzel sanatlar’ konusundaki yaklaşımını tartışmak istiyorum.

 Kültür Bakanlığı’nın ‘Güzel Sanatlar’ Yaklaşımı 

Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın Türk kültürünün asırlık birikiminden tevârüs olunan geleneksel sanatlarımıza oldum olası ‘üvey evlad’ muamelesi yaptığı kültür ve sanat çevrelerinin iyi bildiği bir konu genel okur kitlesi için çok da bilinir bir durum olmayabilir. Bu nedenle konunun anlaşılması için somut bir konuyu ele alalım. 

Tezhibİlgililerinin yakından takip ettiği üzere Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, her iki yılda bir düzenli olarak ödüllü yarışmalar tertip eder. "Resim", "Heykel", "Özgünbaskı " ve "Seramik" dalları bu yarışmanın Batı kültüründen devşirilmiş gözde alanlarıdır. "Hüsn-i Hat", "Tezhib", "Minyatür", "Çini" ve "Ebru” ise son çeyrek yüzyıldır gündeme getirilen geleneksel Türk süsleme sanatları olarak kendilerine yer bulabilmişlerdir. Resim/heykel yarışmasının 70.; geleneksel Türk süsleme sanatları yarışmasının ise 15. kez yapılmış olmaları iki ayrı kategorinin devlet nezdindeki yerini gösterme açısından bir fikir verebilir.(2) Fakat asıl incitici olan husus bu iki yarışma kategorisine biçilen ödül değerlerinde ortaya çıkmaktadır. 

Resim/Heykel’e 10 bin “az”; Hat/Tezhib’e 6 bin “naz”… 

Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’nın 2003 yılı duyurusuna göre "Resim", "Heykel", "Özgünbaskı " ve "Seramik" dalları için biçilen ödül 3.500 TL iken . "Hüsn-i Hat", "Tezhib", "Minyatür", "Çini" ve "Ebru” için verilecek ödüller için limit 2.500 TL. olarak belirlenmişti. Kültür Bakanlığı’nın 2009 ve 2010 yılında düzenlenen son yarışmalarında ise bu ödüller Resim/Heykel için 10.000 TL. ; Hat/tezhib için ise 6.000 TL.’ye yükseltilmiştir. (3) ‘Çağdaş’ sanatlar için belirlenen tarife ile “geleneksel” sanatlar için belirlenen tarife arasındaki bu nahoş farkı izah edebilecek bir Allah’ın kulu var mıdır şu memlekette?.. Bu soruyu sormak o ödüllerin verildiği bütçeye katkısı olan her T.C. Vatandaşı’nın hakkıdır. 

“Öz Yurdunda Garipsin…” 

TezhibÜstad Necip Fazıl’ın ölümsüz eseri Sakarya şiirindeki “öz yurdunda garip”liği terennüm eden mısraını ülkemizin hattat ve müzehhibleri de her yarışma ilanını beklerken mırıldanıyor olmalılar… İşin garip tarafı, liderinin ifadesi ile “muhafakâr demokrat” bir iktidar döneminde de bu “yerli olan”ı aşağılama politikasının devam ettiğini görmek işin hüzün boyutunu katmerlendiren bir husus olarak kaydedilmelidir. Bu noktada “sosyal demokrat” kökenli mevcut Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın günahına fazla da girmeyelim: Bu “yerli-milli olanı aşağılama politikası” kendi öznel “sosyal demokrat” yaklaşımı değildir; ondan önceki “muhafazakâr” bakanların döneminde de tavır, aynı tavırdı. 

Yine seçim zamanı geldi; envaî türden nutuklar atılacak… Yine meydanlarda tezgah açacak “milli-manevi değerler” çarşısına nur yağacak. Fakat bilmem bir Allah’ın kulu çıkar da şu soruları sorar mı konu ile uzaktan-yakından ilgili bir siyasiye: “Kardeşim; öz sanatlarımıza desteği bıraktık bir kenara; ne zaman milli sanatlarımızı aşağılama politikasının farkına varacaksınız?” diye… Ya da, “Ne zamana kadar ressam/heykeltıraşları baş tacı yaparken mahzun hattat/müzehhiblerin boynunu bükük bırakmakta devam edeceksiniz?” diye… (4) 

Geride bıraktığımız 9 yıllık bir dönem bu konuda ümidvâr olmayı neredeyse imkânsız hale getiriyor ise de yine de “çıkmayan candan ümit kesilmez” diye beklesinler bakalım; aziz yurdumun elleri öpülesi san’atkârları… 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

------------------------------

(1) Ebu'l-Hasan Ali el-Harakânî (ö. 425/1033): Ünlü bir Horasan sufisidir. Nakşbendiyye silsilesinin önemli bir ismi olan Harakânî, Attâr ve Mevlâna gibi kendisinden sonra yaşamış sufileri de derinden etkilemiş bir şahsiyettir. Mantıkut-Tayr, Tezkiretu’l-Evliya ve Mesnevî’de O’na isnad edilen birçok rivayet vardır. Türbesi İran’da Şahrud şehri Bestam ilçesindedir. Türbe girişindeki Harakânî’yi iki arslan ile birlikte gösteren heykel Mesnevî’de de nakledilen bir menkıbesinden ilham ile yapılmış olmalıdır.

Harakani

Devamını oku...
 
Prens Charles Hindistan’da Ekoköy Kuruyor PDF Yazdır e-Posta


Türkiye’de “Milyoner” ismiyle gösterilen ve 2008 yılında en iyi film Oscar ödülünü alan Slumdog Millionaire filmini izlediğinden beri Hindistan’daki yoksullukla mücadeleye katkıda bulunmak istediği belirtilen Birleşik Krallık Wales prensi Charles’ın Hindistan’da bir ekoköy kurulması için çalışmalara başladığı öğrenildi.

Poundbury Köyü, Dorset, İngiltereBangalor veya Kolkota bölgesinde inşa edilecek olan ekoköy toplam 15.000 yoksulu barındıracak ve bünyesinde okullar, atölyeler ve küçük ölçekli işyerleri de bulunacak. Toplam 100 dönümlük bir araziyi kapsaması beklenen ekoköyde yağmur suyunu toplayan entegre ağaç ve çatı sistemleri, permakültür ilkeleri ışığında tasarlanan kanalizasyon ve atık kontrol sistemleri gibi birçok öğreyi de barındıracak. Ekoköyün inşasına 2011 sonbaharında başlanması bekleniyor.

Prens Charles bugünlerde çalışmalarına başlanan İngiltere’nin Dorset bölgesindeki Poundbury Ekoköyü’nün de tasarımcıları arasındaydı.

Prens Charles’ın ekoköyler konusunda başka projeleri de bulunuyor. İngiliz petrol devi BP’nin eski bir petrol rafinerisinin bulunduğu Neath Port Talbot bölgesinde de yapımının 20 yıl süreceği tahmin edilen, tamamlandığında “Coed Darcy” olarak adlandırılacak ekoköy toplam 4.000 evden oluşacak. Projede bugünlerde zemin çalışmalarına başlandı. Prensin kurucusu olduğu “The Prince’s Foundation” vakfı, BP ve Neath Port Talbot Bölge Meclisi’nin işbirliğiyle yürütülen projede ulaşımda yayalara öncelik verecek bir sistemin geliştirileceği ve yerleşimde yeşil alanlara geniş yer ayrılacağı belirtiliyor.

Devamını oku...
 
Yeni İstanbul projesi ile İstanbul taşınıyor mu? PDF Yazdır e-Posta


Yeni İstanbul projesi ile İstanbul taşınıyor mu?

Michigan Üniversitesi'nde tasarlanan 'Yeni İstanbul' projesi kent merkezinin Karadeniz kıyısına taşınmasını öngörüyor. 'Yeni İstanbul'da doğal enerji kullanılacak, 55 km'lik metro ağı, 21 km'lik hızlı tren ve 43 metro istasyonu olacak.

Yeni İstanbul

Michigan Üniversitesi'nde İstanbul'un kent merkezini Karadeniz kıyısına taşımayı hedefleyen "New İstanbul" (Yeni İstanbul) isimli bir proje geliştirildiği ortaya çıktı.

Michigan Üniversitesi Kent Planlama Yüksek Lisans Programı tarafından hazırlanan “New İstanbul” projesinin başındaki isimler, dünyanın önde gelen fütürist mimarlarından ve üniversitenin Yüksek Lisans Programı ile Proje Tasarım Ekibi’nin başında bulunan Amerikalı ünlü mimarlar Roy Strickland ve Tyson Stevens.

Habertürk ve Gazeteport'un haberine göre proje bu iki kişinin önderliğinde 16 kişilik bir tasarım grubu tarafından hazırlanmış. Mimar Stevens’ın kişisel internet sitesindeki portfolyosuna da eklediği proje, eskizlerden, haritalardan ve İstanbul fotoğraflarından oluşan bir sunum niteliğinde. Sunumda dikkat çeken bir önemli unsur da, sık sık Başbakan Erdoğan’ın İstanbul ile ilgili sözlerinin serpiştiriliyor olması.

'TARİHİ MİRAS FELAKETLERE KARŞI KORUNMALI'

Projenin önsözünde sonradan tasfiye edilen İstanbul Konut A.Ş.’ye hazırlandığı ve İstanbul’un bir miras olarak depreme ve diğer felaketlere karşı korunması gerektiğini vurgulayarak alternatif şehir taslaklarının hazırlandığı belirtiliyor.

AMAÇ 100 SENE SONRANIN İDEAL ŞEHRİNİ KURMAK

Habertürk’e konuşan İstanbul Konut’un eski genel müdürü Musa Yetim ise, bunun gibi birçok proje hazırlattıklarını ve birçok üniversite ile çalıştıklarını söyledi. Yetim, “Çalışmalar, daha çok yaşam merkezlerinden uzak yerlerde düşünülmüş ve planlanmıştır.

Devamını oku...
 
Seferihisar Belediyesi Tohum Takas Şenliği PDF Yazdır e-Posta


SeferihisarSeferihisar Belediyesi koordinatörlüğünde; 5 şubat 2011 günü saat 09.00 - 13.00 saatleri arasında İzmir Seferihisar kapalı pazar yerinde "Yerel tohumlar yaşasın, sağlık, çevre, üretici, tüketici korunsun, yerel tohumunu getir, değişelim." etkinliğine tüm tarım ve tohum gönüllüleri davetlidir.

Bilgi : Aslı Menekşe Odabaş 0530 568 50 17

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.seferihisar.bel.tr/ (etkinlik duyurusu henüz hazırlanmamıştır)

 

 
Harput Musiki Ustalarından “KÖĞANKLI HAFIZ” PDF Yazdır e-Posta


Köğanklı (Kevenkli) HafızKasım ayının ilk haftasında Atatürk’ün Elazığ’a gelişlerini konu alan “Atatürk Elazığ’da” adlı eserinin 2. baskısı yayınlanan Gazeteci-Yazar Mehmet Topal, Elazığ’ın Musiki ustalarından, Enver ve Paşa Demirbağ kardeşlerin de ilk hocası olan KÖĞANKLI HAFIZ’ın hayatını kaleme alarak, kitaplığımıza yeni bir eser daha kazandırdı.

Köğanklı Hafız lakaplı Mustafa Süer’in hayatını konu alan 120 sayfalık kitapta bugüne kadar yayınlanmamış belge, bilgi ve fotoğraflara yer veren Gazeteci-Yazar Mehmet Topal, kitap hakkında yaptığı açıklamasında şunları dile getirdi:

“Harput Musikisinin o tartışılmaz güzelliğini ve zenginliğini ata yadigarı olarak sesleriyle bugünlere taşıyan hafızlıktan gelme iki tane ustamız vardır. Bunlardan birisi “Köğanklı Hafız” lakaplı Mustafa SÜER, diğeri ise Hafız Osman ÖGE’dir. Her iki büyük ustamızı da bugün rahmetle anmaktayız.

Bu kitapta Köğanklı Hafız Mustafa SÜER’in hayatını araştırdım. Son 10 yıl içerisinde ulaşabildiğim belge, bilgi ve fotoğrafları bir araya getirdim. Bu kitabı kaleme alırken Köğanklı Hafız ile birlikte onun yaşadığı yıllara gidip o yıllarda yaşamaya çalıştım.

Aslında ben çocukluğumda ve gençlik yıllarımda Mustafa SÜER’i tanıyordum. Herkes onu mütevazı bir Hafız olarak tanıyordu. Mustafa SÜER, Yemenici Hacı Hüseyin amcamın tek kızı Güler Ablamızın kayınpederiydi. Hafız Emi’nin oğlu Adil Abi bizim eniştemizdi. Yani ailece de bir yakınlık akrabalık vardı. Hafız Emi’nin sanatçı kimliği biz gençlere hiç anlatılmadı, bizlerde onun bu tarafını bilemeden ve tanıyamadan yaşadık.

O yıllarda türkü söylemek, çalgı çalmak toplumun genelinde hoş karşılanmıyordu. Belki de bunun için Hafız’ın bu yönü bize hiç anlatılmadı. Hafızlar hafız oldukları, Kuran ve Mevlit okudukları için onlara ses çıkarmaya kimsenin gücü yetmiyordu. Hafızlarda zaten genellikle müziksiz olarak okuyorlardı.

Yıllar sonra Elazığ-Harput Musikisini incelerken iki hafızla karşılaştım. Musikimiz üzerinde büyük etkileri vardı. Her iki hafız da iki kıymetli sanatçımız olan Enver ve Paşa Demirbağ kardeşlerin yetişmelerinde büyük rol oynamışlar. Bu ustalar bildiklerini canlı iki sanatçı ile bugünlere kadar ulaştırmışlardı. Bu iki hafızdan Köğanklı Hafız’ı araştırırken, bu hafızın bizim “Hafız Emi” olduğunu öğrenince o yıllarda yani sağlığında kendisiyle neden bir röportaj yapamadığıma ve kendi dilinden daha yakından tanıyamadığıma çok çok üzüldüm. Artık iş işten geçmişti.  Bulduklarımla yetinecektim. Öyle de yaptım. Köğanklı Hafız’ı yazdım. Kitabı Elazığ Halkının ve musiki dünyasının beğenilerine sunuyorum.” 

Devamını oku...
 
<< Başlangıç < Önceki 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 Sonraki > Son >>

Sayfa 12 / 57