AHİ BİRLİKLERİ VE “ÇAĞDAŞ’’ ODALAR


Ticaret ve Sanayi Odaları ile Esnaf Odalarının, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki karşılığı Ahi Birlikleridir. Adını, "kardeşim" anlamına gelen Arapça "ahi" veya "cömert" anlamına gelen Türkçe "akı" sözcüğünden aldığı sanılıyor. Ahiliğin temelini, Moğol istilasından kaçarak Anadolu’ya gelen Horasanlı esnaf ve zanaatçılar arasında bulunan Baba İlyas attı. Ahilik bir kurum olarak ise ilk defa 13. yüzyılda Ahi Evran tarafından kuruldu.

Köylere kadar yayılmış olan bu örgütün temelinde, yardımlaşma ve topluluk düzenini koruma ilkeleri yatar. Ahi zaviyelerinde müderrisler ve kadılar tarafından düzenli olarak dersler verilir, herkese yeteneğine göre; hat, tezhip, müzik v.b. öğretilirdi. Alın teriyle geçinme ilkesini takip eden ahiler; bozuk, sakat mal satmazlar, satanlar meslekten çıkarılırdı. İşini düzgün yapmayan bir esnaf, Ahi Örgütü tarafından ikaz edilir,ikazlara kulak asmadığı taktirde, Ahi Örgütü bu esnafın "pabucunu dama atardı". Pabucu dama atılan esnaf ve birinci derece yakını, ömrünün sonuna kadar, o mesleği icra etmekten men edilirdi. Ahiliğin temel çabalarının başında iş ahlakının yaygınlaştırılması geliyordu. Varlık nedeni, mükemmel ve müreffeh bir toplum hayatı oluşturmak olan Ahiliğin yaşam felsefesi ise "eline, diline, beline sahip ol; kalbini, kapını, alnını açık tut" ifadesi ile özetlenebilir. Anadolu’daki izleri; imece, yaran meclisi ve sohbeti biçiminde, bugün de sürmekte olan ahi birlikleri, 1925’te resmen kapatılmıştır.

Yaklaşık 150 yıldır, aydınların önemli bir bölümünün yönlendirmesi ile rotasını batı medeniyeti yönüne çevirmiş olan Türk toplumu, batılı karşılıkları ile değiştirmek için, kendine özgü olan hemen tüm kurumlarını fesh etmiş ancak batılı karşılıklarını ise henüz bir türlü bünyesine yeterince uyarlayamamış, yani Araf’da kalmış durumdadır. Ahilik ruhu, asırlık bir erozyonun ardından, 1925’de konulan nokta ile toptan rafa kaldırılmış, ancak yerine bu ruhun batıdaki karşılığı alınıp yerleştirilememiş, sadece ruhsuz bir iskeletle (bugünkü meslek odaları) bu boşluk doldurulmaya çalışılmış ve hala da bu verimsiz çaba sürdürülmektedir.

Batıda, binlerce yılda oluşan ruh, öyle elbise gibi alınıp giyilememiştir. Alınabilen iskelet, Odaların, rutin işleri başarıyla yapmasına olanak sağlamakta ancak Oda üyelerinin ve yörenin ileriye gitmesi adına pek fazla işe yaramamaktadır. Geçenlerde bir Esnaf Odası başkanı samimi bir itirafta bulundu: “Sonunda ne işe yaradığımızı anladım, biz oda üyesinin bayram ve kandillerini cep mesajı ile kutlama işine yarıyoruz, ancak Ankara’daki toplantılarda da görüyorum ki, ülke genelinde ciddi bir işin ucundan tutan herhangi bir Oda’dan bahsedebilmek zor, yani sorun yalnızca Yalova’nın sorunu değil”.

Bu dağınık geçiş süreci, sadece Ticaret ve Sanayi Odaları ile Esnaf Odalarında değil, akla gelebilecek her türlü kurumda, Mühendis Odaları da dahil, benzer bir şekilde yaşanagelmektedir. Birkaç yüzyıl önceye dönmek tabii ki mümkün değildir ama birkaç yüzyıl öncenin ruhuna tamamen sırt çevirmekse, koca bir mirası kaldırıp çöpe atmaktır. Olması gereken, geçmişle geleceği birbirine bağlayan zengin bir sentezdir ve bu asırlık toz dumanın, dünyaya örnek olabilecek bir senteze ulaşması mümkündür.

Eski elbiselerini çöpe atmış ancak yeni elbiselerini ise bir türlü üzerine uyduramamış olan ve korkunç bir kendi kendine yabancılaşma süreci yaşayan toplumsal ve sosyal kurumlarımız, sıkıntının çözümünü yukarılardan, Ankara’lardan beklemekte veya Hasan’ın yerine Hüseyin gelirse mesele çözülür umudu taşımaktadır. Ancak derdin dermanının beklendiği merkezler ve/veya kişiler, derdin doğru tanımını yapabilme noktasında dahi değiller.

Umalım ki, 2 hafta sonra oluşacak yeni YTSO (Yalova Ticaret ve Sanayi Odası) meclisinin nitelikli bir yapısı olsun, bu derdin bir ucundan ciddi şekilde tutabilsin ve ülkeye de örnek olacak kıvılcımı tutuşturabilsin.

http://www.yalovagazetesi.com/KoseYazilari/YaziDetay.aspx?YaziID=520

 
izmir oto kiralama samsun havalimanı oto kiralama